Uyğurların rəsmi Ankaradan gözləntiləri nədir? - MÜSAHİBƏ


Doğu Türkistan Milli Məclisi Başkanı Seyit Tümtürk hazırda Türkiyədə yaşayan uyğur türklərinin durumu, ictimai-siyasi həyatındakı iştirakı və bu yöndə bir sıra suallarımızı cavablandırıb.

2026-cı ildən etibarən Türk dünyasının inteqrasiyası prosesi Türkiyənin siyasi gündəmində hansı yeni formalarda özünü göstərir? Bu prosesi artıq yalnız mədəni və tarixi yaxınlaşma deyil, siyasi və institusional inteqrasiya mərhələsi kimi qiymətləndirmək mümkündürmü?

2026 yılı itibariyle Türk dünyasının entegrasyon süreci Türkiye'nin siyasi gündeminin hangi biçimlerde kendini göstermektedir? Bu süreci elbette sadece kültürel ve tarihi yakınlaşma olarak değil, aynı zamanda siyasi kurumsal entegrasyon aşaması olarak değerlendirmek mümkün müdür diye sual sormuşsunuz. Sualiniz gayet güzel, mantıklı ve isabetli bir sual. Türkiye biliyoruz 10-15 yıldır Türk dünyasına yakınlaşmak için samimi adımlar atmakta. Türk dünyasında ilk samimi işbirliği, samimi diyalog ve samimi dostluk ve kardeşlik Türkiye ile Azerbaycan arasında gerçekleşti. Bu tabii ki rahmetli Elçi Bey döneminden itibaren devam eden bir süreç. Daha sonra Haydar Aliyev, merhum Cumhurbaşkanı, bunun döneminde de kontrollü, tedbirli fakat ilişkiler tedricen yavaş olsa da belirli bir malum seviyeye gelmişti. Haydar Aliyev'in vefatından sonra da İlham Aliyev'in iktidara gelişiyle birlikte Türkiye-Azerbaycan ilişkileri her alanda yani ekonomik, siyasi özellikle askeri alanda ve stratejik alanda dostluk ve kardeşliğe yakışır bir seviyeye ulaştı. Şimdi daha sonraki yıllarda Türkiye ile Kazakistan, Kırgıstan, Özbekistan, Türkmenistan gibi Türk cumhuriyetlerinin arasındaki ilişkiler de sekteye uğrayan, kırgınlık, küskünlük ya da yanlış anlaşılmalar sebebiyle duraksayan ilişkiler de teker teker çözüldü. Bu ilişkiler şu anda olması gereken seviyeye yakın ya da o seviyede diyebiliriz. Özellikle Özbekistan'la Türkiye arasında İslam Kerimi zamanında maalesef bazı yanlış anlaşılmalar, bazı şüpheler, Özbekistan-Türkiye arasındaki ilişkilerin yeteri kadar gelişmesine imkan tanımamıştı. Şimdi Prezident Şevket Mirzayev'in reisi cumhur olması akabinde Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkilerde Azerbaycan Türkiye'ye kadar olmasa bile diğer Türk Cumhuriyetlerinin ilişkileri her geçen gün malum derecede güçlenerek, yükselerek bizleri umut var kılmakta. Bu sadece kültürel, sosyal, ictimai ilişkiler olmaktan öte bu artık basına, medyaya ve kamuoyuna açıklandığı kadarıyla Biz bunu biliyoruz ama tabii ki kapalı kapılar ardında Türk dünyasının liderleri başta sayın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere mutlaka ve mutlaka kapalı kapılar ardında Türk birliğini, Türk dünyasının siyasi birliğini, askeri birliğini, ekonomik birliğini mutlaka ve mutlaka müzakere ediyorlardır. Çünkü Çin gibi tarihte Türk milletine, Türk dünyasına hasım olan, rakip olan, hatta düşman olan defalarca mücadele ettiğimiz bu Çin halk cumhuriyeti, komünist Çin yönetimi bugün dünyada çok sinsi, çok sessiz ama çok derinden ekonomik, askeri, siyasi ve uluslararası düzeyde yükselişini, ilerleyişini sürdürdü ve bugün Çin engellenemez seviyede bu özellikleriyle dünyanın gözüne adete batmakta.

Tabi demokrasiden uzak, insan haklarından uzak, azınlık milletlere, başka milletlere özellikle Doğu Türkistan gibi işgal ettiği coğrafyalarda etnik ve dinsel farklı milletlere karşı soykırım uygulayan bir Çin yönetiminin başta Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere Orta Asya'da, Güneydoğu Asya'da ve dünyada bir tehdite dönüştüğü hepimiz tarafından bilinmekte. Rusya'da bu konuda sicili çok temiz değil. Rusya'nın da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Hemen hemen bütün Türk dünyasında, Türk devletlerinde, Kazakistan'da olsun, Kırgızstan'da, Özbekistan'da, Türkmenistan'da özellikle Azerbaycan'da Ermeni grupları kışkırtarak ve onların marifetiyle, onların eriyle Azerbaycan'da çok kanlı olaylara sebebiyet vermiştir. Ermenilerin arkasında Rusya ve Fransa başta batılı ülkeler yer almakta idi. Tabi şimdi biz bunu görüyoruz ki Türk Birliği bu iki ezeli Türk hasmı olan Türk dünyasının önünde engel olan Rus ve Çin engelinden elbette çok ciddi zararlar görmüş, engellenmiş, parçalanmış, asimile edilmiş, soykırıma uğramış bir milletiz. Bununla ilgili de elbette bizim siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel birliğimizin oluşması en doğal hak ve vazgeçilmez bir tercihtir. Bu mutlaka ve mutlaka üç ileri beş geri gerçekleşecektir. Bundan hiç şüphemiz yok.

Türkiyənin hakim Ədalət və İnkişaf Partiyasının Türk dövlətləri və türk icmaları ilə əlaqələri daha sistemli şəkildə koordinasiya etmək istiqamətində fəaliyyəti necə qurulur? AKP daxilində bu sahədə yeni siyasi və təşkilati mexanizmlərin formalaşdığını söyləmək mümkündürmü?

İkinci sorunuzda geçecek olursak 2. sorunuzda AK Parti'nin Türk dünyası ile ilgili ve Türk devletleri ile ilgili Türk toplulukları ile ilgili sistemli bir koordine etmeye yönelik çalışmaların nasıl yürütülmektedir sorunuza şöyle cevap verebilirim. AK Parti kuruluşunda muhafazakar kimlikle kurulmuş İslami kimliği daha ön plana çıkan muhafazakar kimlikle kendine Türk milletinde karşılık bulan bir siyasi parti. Türk dünyasıyla ilgili çok net ve çok keskin ifadeleri ve sloganları yoktu. Bu bir realite, bu bir gerçek. Şimdi son yıllarda son 3-5 yıldır Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte koalisyon ortağı olmasalar da siyasi ittifakları yani Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türkiye'nin menfaatine hiçbir siyasi imtiyaz talep etmeden tamamen fedakarane vermiş olduğu karşılıksız destek sonucu AK Parti de Türk dünyasıyla ilgili bazı açılımlar, bazı adımlar, bazı yeni projeler üretmeye başladı. Ama AK Parti kadroları içinde Türk dünyasıyla ilgili geçmiş birikimi, deneyimi, tecrübesi ve bu konuda vizyonu olan insanların sayısı sınırlıdır. Çünkü AK Parti sonuçta Türk dünyasına kendine hedef olarak seçmiş bir siyasi parti kimliği yok idi. Ama son yıllarda MHP'nin vermiş olduğu AK Parti'ye destekle birlikte doğal olarak AK Parti iktidarı hem İslamcı muhafazakar hem milliyetçi kimliği otomatikman üstlenmiş oldu. Bu yönüyle baktığımızda AK Parti içindeki Türk dünyasına yönelik proje, vizyon, hedef noktasında yapılan bazı çalışmalar var, olumlu çalışmalar var. Fakat bu yeterli midir derseniz bence yeterli değil. Bu kadroların mutlaka ve mutlaka Geçmişte background olan bu konuda tecrübe deneyim bilgisi olan Türk dünyasının temsilcileri noktasındaki Türkiye'de yaşayan Türk vatandaşı olan kişilerle daha yakın çalışma mesaisi gerçekleştirerek Türk dünyasına daha sorumlu, daha bilinçli ve daha çözüm odaklı projeler üretilebilir diye düşünüyorum. Bunu da önümüzdeki dönemde tabii Türkiye'nin birçok problemi birçok meselesi var. Öncelik sıralamasına göre zamanla bu da gerçekleşecektir diye ümit ve temenni ediyorum.

Üçüncü sorunuzun cevabına şöyle yanıtlayabilirim. Türkiye'de yaşayan en önemli Türk kükenli topluluklardan biri Uygurlar da doğrudur. Çünkü ben size bir cümleyle bunu teyit eden bir ifadede bulunmak istiyorum. 13. yüzyılda Orta Anadolu'da 1. başkenti Sivas, 2. başkenti Kayseri olan bir Uygur devleti kurulmuştur. Yaklaşık 16 vilayeti içine alan Ankara dahil olmak üzere 16 vilayeti içine alan bu Uygur devletinin ismi Eratna Beyliği'dir. Eratna Beyliği bir Uygur beyi olan Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya gelmiş Sultan Alaaddin Eratna tarafından kurulmuştur ve bugün kendisinin kabri mezarı ve ailesinin kabri ve mezarı Kayseri Melikgazi ilçesi Köşk Medresesi diye adlandırılan

Bu tarihi eserin içinde methun bulunmaktadır. İnşallah burası Melikgazi Belediyesi tarafından restore edilmekte. Önümüzdeki aylarda resmi açılış töreni yapılacak. Bu bizi Türkiye ile Doğu Türkistan arasında kardeşliğimizin, birliğimizin, ittifakımızın, kaderdaşlığımızın, mazimizin ve atimizin bir olduğunun en büyük ispatı, hüccetidir. O açıdan bu Kayseri'deki Alaaddin Eratna'nın Uygur Devleti'nin başındaki devlet başkanı olan, bu beyliğin emiri olan Sultan Alaaddin Eratna'nın köşk kışlasındaki bu kabri ve o köşk kışlası, bu köşk medresesi diyelim inşallah restore edilip hizmete açıldığında Türkiye ile Doğu Türkistan'ın kardeşliği bir kez daha bütün dünyaya namayan olacaktır. Şimdi Uygur Türkleri bu itibarla eğer Türkiye'deki Uygur Türklerinin aktivitesinden, sosyal katkılarından, kültürel zenginliklerinden, varlıklarından söz edecek olursak Türkiye'de milyonlarca Uygur kökenli, Doğu Türkistan kökenli kardeşimiz var diyebiliriz. Ama maalesef tabi ki bu asırlar önce Anadolu'ya yerleşen kardeşlerimiz zamanla kendilerini tamamen Anadolu ile adepte ederek Doğu Türkistan meselesinde aktif olmaktan maalesef pasif konuma düşmüşlerdir. Biz 1965 yılında Doğu Türkistan'daki Çin soykırımından dolayı, işgal ve soykırımdan dolayı, vatanlarını terk eden Doğu Türkistanlılar olarak hicret eden, göçmen olan Doğu Türkistanlılar, biz bu zulmü, soykırımı, Çin işgalini ve soykırımını yaşayan canlı tanıklar olduğumuz için Bizde hala aktif bir şekilde Çin'e karşı bağımsızlık mücadelesi, insan hakları, demokrasiyi ve oradaki uluslararası hukuku hem Türkiye'ye hem dünya kamuoyuna tanıtma, anlatma görevi sıcaklığını, tazeliğini korumakta. Ama 6 asır, 8 asır, 10 asır önce Anadolu'ya gelen Doğu Türkistanlılar burada biz Türk ve Müslüman olmamıza rağmen aynı din, aynı kültür, aynı ırktan olmamıza rağmen Doğu Türkistan sorumluluğunu maalesef unutmuşlar. Tabi bu da işin bizim açımızdan, Doğu Türkistan açısından bir kayıp noktası. Şimdi Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar, Türkiye iç siyasetinde siyasi mekanizmanın hiçbir yerinde yok. Yani ne milletvekili, ne belediye başkanı, ne işte parlamentoda, ne hükümette, ne bakan, ne de danışman. Böyle bir Doğu Türkistanlı yok. Bunun sebebi de şu. Belki Doğu Türkistanlıların siyasi anlamda Türkiye'ye karşı bir vefa ya da yük olmamak, Türkiye'nin içeride ve dışarıda birçok problem ve sorunla uğraştığı bir dönemde biz Türkiye'ye sıkıntı oluşturmayalım. belini doğrultana kadar kendine muktedir hale gelene kadar bir sabrederim düşüncesinin burada etkin olduğunu söyleyebilirim. Bir diğer faktör de Türkiye'deki siyasilerin Çin'i karşısına almamak, Çin'i gücendirmemek, Çin'i Türkiye'deki Doğu Türkistanlıları Siyasi platformda gördükleri zaman adeta Çin'in kıskançlık krizleri ve bölünme endişeleri depreştiğini biliyoruz ve burada asla ve asla Doğu Türkistanlıların Türkiye'de siyasetle ilgilenmelerine tahammül edemediklerini de biliyoruz. Türkiye'deki siyasiler de Çin'i karşısına almamak için Çin'le ilişkilerini geri kendilerine sıkıntı oluşturabilir mi endişesiyle Doğu Türkistanlıları siyasi mekanizmanın hiçbir yerinde görev vermediler. Aslında bunun tam tersi olsaydı Türkiye'de milletvekili, bakan ya da önemli siyasi noktalarda Doğu Türkistanlılardan birkaç kişinin bulunması Çin'in Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlalleri ve oradaki soykırım politikalarını bu derece uygulamalarında Çin'i biraz daha frenleyebilirdi. Çin'i biraz daha sorumlu davranmaya itebilirdi. Ama Türkiye'deki siyasiler bunu maalesef bu açıdan böyle değerlendirmediler. Bunun gerekçesi de biz Doğu Türkistan meselesine ilgilenirsek Çin'de Kürt ve PKK meselesini gündeme getirerek bizi yıpratabilir, bizi yorabilir düşüncesi ve endişesinin hakim olduğunu biliyorum. Ama şu var Türkiye PKK terör meselesinde bütün dünyaya karşı rüştünü ispat etmiş, burada kendinin bu sorumluluğu bölünmeden, parçalanmadan adil ve adaletli bir şekilde çözebileceğini de göstermiştir. Bu konuda artık deneyim ve tecrübeye sabittir. Deneyim ve tecrübesiyle Bu badireyi bu sıkıntıları aşmıştır. Bugün görüyorsunuz terör olayı bitme noktasına getirilmiştir. Bu gerek Türkiye'nin demokratik açılımları gerekse askeri teknolojideki İHA ve SİHA'ların teröre artık nefes aldırmadığını biliyoruz. Türkiye'nin teröristleri pişman olan, teslim olan teröristleri merhametle kucaklayarak bunları topluma kazandırdığını biliyoruz ve böylelikle de teslim olan teröristlerin sayısı her gün artmakta ve Türkiye şefkatli, merhametli, devlet otoritesiyle, devletin ciddiyetiyle terörü de yakın zamanda bitirecektir. Doğu Türkistan meselesinde benim bir cümle ile ifade edersem şunu tavsiye edebilirim. Türkiye Cumhuriyeti devleti muhtedir. Kökleri çok derinlerde olan, binlerce yıllık tarihi olan devlet yönetme kabiliyeti dünyada parmakla gösterilebilecek birkaç ülkeden biri olan bir milletin devletidir Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bu açıdan Çin'le olan ilişkilerinde Çinli yetkililere özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın şunu demesini ben önerebilirim. Bunu rica edebilirim, bunu arz edebilirim. Mesela Çin eğer siz Uygur meselesinde Sizin Sincan Uygur Özellik Bölgesi dediğiniz bizim Doğu Türkistan olarak adlandırdığımız ya da Doğu Türkistanlıların Uygurların tarihi Doğu Türkistan olarak geçen 1933, 12 Kasım 1933'te Kaşgar'da Sabit Damolla önderliğinde kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti. 1944 yılı 12 Kasım 1944 yılında Gulco'da Alihan Töre önderliğinde kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetleri. Bu iki cumhuriyet bugün sizin topraklarınızın sınırları içerisinde. Bunlar sizin tebanız, sizin vatandaşınız Uygurlar.

Ama bizim soydaşımız, bizim dindaşımız, bizim kardeşimiz, tarihi bağlarımız var, kültürel bağlarımız var, inanç ve medeniyet ve tarihi geçmiş ve gelecek Birlikteliğimiz var. Uygurları siz sizden rica ederiz. Çin'in birinci sınıf vatandaşı haline getirin. Onları kendiniz için bir tehdit, bir düşman olarak görmeyin. Onları imha edeceğiz, yok edeceğiz, asimile edeceğiz politikalarından vazgeçin. O zaman siz Batı'nın Çin'e parçalayacağız argümanını elinden alırsınız. Kendinizde huzurlu, güvenli içerisinde yaşama imkanı bulursunuz. Biz bu konuda Uygurlarla, Doğu Türkistanlılarla sizin terörist dediğiniz ya da bölücü dediğiniz endişe duyduğunuz bu Uygur gruplarıyla, siyasi gruplarıyla Gerekse dışarıdaki askeri gruplarıyla bunlarla sizin aranızda bir ara buluşluk, bir hakemlik rolu üstlenir. Bunu cari ederiz, icra ederiz. Sizin aranızda bir barış sürecini, bir sulh sürecini biz bunu gerçekleştirebiliriz. Türkiye olarak bu sorumluluğu, bu görevi yerine getirebiliriz derse Çin'de bu fırsatı değerlendirmek zorunda kalır diye düşünüyorum. Aksi takdirde dünyanın Endişe duyduğu Çin özellikle Amerika'nın, Batı'nın hatta Hindistan'ın, Japonya'nın biraz daha ileriye gidecek olursak belki bugün Batı'nın yanlış politikalarından dolayı Çin'in kucağına düşen, Çin'e muhtaç hale getirilen Rusya Federasyonu bile gelecekte en büyük tehlikeyi ve tehditi Çin'den görecektir. Çünkü 1.5 milyar nüfusuyla Çin, ilk tehdidi, ilk yayılmacı, emperyalist, işgalci politikalarını Orta Asya Türk Cumhuriyetleri üzerinden Rusya'ya doğru genişletecektir. Çünkü Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bugün Rusya Federasyonu'nun arka bahçesi gibi görülmekte. Fakat Çin son yıllarda ekonomik, askeri, siyasi alanda yapmış olduğu iş birliğiyle Rusya'yı adeta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde silmiş durumda. Oraya gelen Çinliler oranın nüfusunda demografik yapıyı da her geçen gün Çin lehine egale etmekte. Çin'in üstünlüğü her geçen gün kendini hissettirmektedir. Belki bugün Rusya Batı'nın endişesiyle Çin'i kendisine bir kurtarıcı olarak görse bile ama asıl gelecekteki tehdit Rusya'ya yönelik Batı'dan değil Çin'le gelecektir. Çünkü Çin yayılmacı politikaları Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ni ve Rusya'yı mutlaka ve mutlaka içine alacaktır.

Türkiyədə yaşayan əsas türk mənşəli icmalardan biri olan Uyğur türkləri ölkənin siyasi həyatında nə dərəcədə fəal iştirak edirlər? Uyğur məsələsi hələ də əsasən insan hüquqları və xarici siyasət mövzusu olaraq qalır, yoxsa Uyğur icması Türkiyənin daxili siyasi proseslərinin real iştirakçısına çevrilməkdədir?

Türkiye'nin siyasi süreçlerinde Uygur toplumunun gerçek bir aktara dönüşme sürecini Hayır, daha henüz o sürece girmedi. Çünkü o sürece girebilmesi için Türkiye, Çin'le mücadele edecek, rekabet edecek Doğu Türkistan kartını tek başına ortaya koyup, Çin'le bu konuyu tartışabilecek güç ve imkan kabiliyete sahip değil. Ama şunu söylemek isterim. NATO'nun geçen hafta Ankara'da gerçekleştirmiş olduğu zirvede ev sahipliği yapan Ankara'nın Ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın buradaki açıklamaları çok anlamlı ve manidar. Türkiye'nin askeri gücüne, stratejik önemine ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi otoritesine, gücüne, onun güvenilirliğine, saygınlığına atıfta bulunarak oraya özellikle vurgulayarak Türkiye'ye NATO zirvesi için gideceğini, başka bir yerde olsa bu zirvenin gitmeyeceğini, fakat Türkiye'de ve Erdoğan'ın davetine icabet edeceğini, Türkiye'nin çok önemli olduğunu vurgulamış olması, bu gelecekte NATO'nun dünyaya, başta Amerika olmak üzere, Amerika'nın süper güç ve liderlik konumunu sarsabilecek dünyada tek ülke var, o da Çin. Bugün ekonomik olarak, siyasi olarak, askeri anlamda, Ruslar arası ilişkiler anlamında Amerika ile rekabet edebilecek ve belki de engellenmezse 5-10 yıl sonra Amerika'yı da tahtından edecek tek ülke var o da Çin. Amerika bunu çok açık dillendirmiyor fakat zaman zaman bunu dillendirmişti geçtiğimiz dönemlerde. Amerika daha önceki Dışişleri Bakanı NATO Genel Sekreteri ile Brüksel'de yapmış olduğu bundan yaklaşık 5-6 sene kadar önce bir basın toplantısında NATO bundan sonraki tehdit algısını ve hedef tanımlamasını işine göre yapmalıdır sözü Amerika'nın Çin'i hangi perspektiften incelediğinin, hangi nazarla baktığının ve Amerika için kimin tehdit olduğunun altını çizilen bir görüşmeydi. Bu tarihi bir görüşmedir ve bugün ABD Başkanı Trump'ın Türkiye'ye girişi de Türkiye'yi asla ve asla Rusya ve Çin İran eksenine kaptırmamak o ekseni Amerika'nın Batı'nın ve NATO'nun içinde Türkiye'yi güçlü bir müttefik olarak muhafaza etmenin hem Amerika'nın hem de Dünya'nın hem de NATO'nun menfaati ne olduğunu çok iyi anladığını biliyoruz bakın NATO zirvesinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Trump'ın Türkiye'ye karşı uygulanan çatsa yaptırımları ve hatta F-35 projesinde proje ortağı olmasına rağmen parası ödenmiş olan F-35 uçaklarının Türkiye'ye ödenmemesiyle ilgili bu yanlışların, bu hataların, bu blokajın ve engellerin kaldırılacağı sözünü vermiş olması tamamen gelecekte Türkiye'yi yanına alarak İslam dünyasını ve Türk dünyasını da Çin'e karşı birlikte aynı ittifakın içinde görmek istediklerinin Amerika'nın özellikle bir ifadesidir. Batılı ülkeler Türkiye'yi dışlayan, Türkiye'yi sürekli Avrupa Birliği'nde oyalayan ve Türkiye'yi küçümseyen ve gurur kırıcı, onur kırıcı hareketlerde bulunan Avrupa ülkelerinin bugün Türkiye'nin özellikle Amerika'daki ve batıdaki ülkelerin ambargoları bu tip siyasi engellemeleri sonucu bağımsız bir şekilde askeri savunma sanayini hangi seviyelere getirdiğini batılı ülkelerde Amerika başta olmak üzere çok iyi analiz etmişler. Bunu görmüşler ve Trump'ın Türkiye'nin muhteşem bir ordusu var. Muhteşem bir askeri sanayisi var. Bu cümlesi sırf hoşuna gitmek ya da gönül kazanmak için söylenen bir söz değil. Gerçekten Türkiye'nin

Askeri teknolojide, maharebe teknolojisinde 40 yıllık Karabağ'daki Ermeni işgalini 40 günde nasıl bertaraf edildiğini burada elbette Azerbaycan Milli Ordusu'nun Azerbaycan devletinin, Azerbaycan halkının, oradaki kardeşlerimizin iradesi elbette çok güçlü etkendir, çok güçlü faktördür. Fakat Türkiye'den giden İHA, SİHA ve F16'ların ve Türkiye'den giden askeri ve muharebe teknolojisinin kurmay subayların, bizim buradan giden subaylarımızın eğitim manevra stratejilerinin ne kadar etkili olduğunu Azerbaycan ordusuyla birlikte Türk askeriyesinin 40 yıllık işgali 40 günde bertaraf ettiğini gördük. Yine Suriye'de 60 yıllık Bağis rejimini 40 yıllık Esad ailesinin kendi halkına uygulamış olduğu soykırım ve katliamları 13 günde nasıl bertaraf ettiğini Burada Suriye Milli Ordusu'nun başarısını gördük. Bunun arkasında da herkes kim vardır diye sorguladığı bir dönemde Sayın MİT Müsteşarı İbrahim Kalın'ın Suriye Devlet Başkanı Muhammed El Şara yani eski ismiyle Jolani'nin kullandığı arabanın direksiyonunu Jolani'nin direksiyonda bulunduğu o aracın içinde koltukta İbrahim Harun Bey'in, sayın MİT müsteşarımızın bulunmuş olması, Suriye'deki Beşşar Esad katliamının bitirilmesi ve Rusya'ya kaçmasına sebep olan bu büyük gücün Türkiye olduğunu Trump kendisi itiraf etti. Türkiye bu konuda biz yaptık diye hiçbir cümle kullanmadı ama Trump Suriye'de yıllardır süren bu zulmü, bu diktatörlüğü Türkiye orayı tamamen el değiştirerek Türkiye gücünü göstermiştir demiştir. Yine Libya'da Türk askerinin, Türk muharebe gücünün, Türk askeri teknolojisinin neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Sudan'dan Somali'ye kadar. Yine dünyanın birçok bölgesinde Türkiye bu gücünü hissettirmekte. Güçlenen, yükselen Türkiye Bugün Amerika'nın da NATO'nun da Rusya'nın da Çin'in de muhtaç hale geleceği, dostluğundan ümit ve beklenti içinde olacağı, onun hışmından ve düşmanlığından da endişe duyacağı bir seviyededir. Bu Türk dünyası için umut verici, bizim için sevindirici, mutlu edici bir gelişmedir. Uygur toplumu Türkiye'deki siyasi süreçte henüz etki yaratacak, henüz bir siyasi süreci etkileyecek böyle bir argümana dönüşmemiştir. Ama eğer NATO Amerika başta Çin'e karşı dürüst, samimi ve Çin'i engellemezsek dünyanın başına bela olacak. diyerek o kararlılıkla adımlar atarsa Türkiye'de o zaman. Doğu Türkistan meselesine de sahip çıkar. Daha güçlü, daha gül bir şekilde ve Çin'e karşı da Doğu Türkistan meselesini uluslararası platformlara taşır. Çünkü biliyorsunuz 2009 Ürümçü katliamında o zaman başbakan olan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Çin'in Doğu Türkistan'da yapmış oldukları adeta bir soykırımdır, bir katliamdır. Ben bu konuyu Çin eğer bu katliamı durdurmazsa, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, İslam İşbirliği Örgütü, NATO bütün uluslararası kuruluşlara taşıyacağım diyerek Çin'e adeta bir nota vermişti. Hatta Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin O zaman İtalya'daki G8 zirvesine katılmaktan vazgeçmiş. Bu katliamdan dolayı, mahcubiyetinden dolayı o zirveye katılmamıştı. Türkiye bu iradeyi ortaya koymuştu. Fakat Türkiye'den başka 5 Temmuz 2009 ölümcü katliamına hiçbir İslam ülkesi, hiçbir Türk dünyası, dünyanın hiçbir batılı ülkesi de Çin'e tek kelime itiraz edemedi. Türkiye tek başına kaldı. Türkiye bütün dünyayla mücadele edecek güç ve kabiliyeti de sahip değildir. Olamaz, Don Kişot olmaması gerekir. Batı sürekli Türkiye'yi kendisi için bir tehdit olarak görüp Türkiye'ye karşı hasmane tavır sergilediği için hem Batı'yı hem Doğu'yu hem Çin'i hepsini karşısına alabilmek elbette bu aklın da yolu değil, siyasetin de yolu değil. Ama şimdi kartlar yeniden diziliyor, yeniden bir dünya şekilleniyor. insanlık ya Çin'e karşı tavır sergileyecek, adım atacak ya da Çin'in bu ejderhanın iştahına kurban olacak. Bu iki tercihten birini tercih etmek zorunda. Ben umut ediyorum ve öyle bekliyorum ve olması gereken de olur. Türkiye batılı bu kulübün bu tarafın yanında yer alacak. Çünkü Batı nasıl endişe duyuyorsa Çin'den Amerika ve Batı ekonomik askeri siyasi anlamda Elbette Türk dünyası da onun başı lideri olma konumundaki Türkiye'de, Çin'in ekonomik, askeri, siyasi genişlemesinden, yayılmasından, emperyalist, işgalci politikalarından endişe duyması gerekir ve bunun tedbirini alması gerekir. O açıdan Amerika, NATO, Batı ve Türkiye'nin de aynı safta yer alması aklın, stratejinin ve bugünkü bu sualin cevabıdır.

Hazırda Uyğur türklərinin, xüsusilə hakim AKP daxilində siyasi təmsilçilik səviyyəsi necədir? AKP-yə üzv olan və ya partiya strukturlarında fəaliyyət göstərən Uyğur türklərinin sayı barədə konkret məlumat varmı və son illərdə hakim partiyaya marağın artması müşahidə edilirmi?

Uygur Türklerinin büyük bir çoğunluğu AK Parti'ye oy veren, AK Parti'yi destekleyen, AK Parti için samimi taraf olan ve çalışan insanlar. Yani burada politik bir duruştan ziyade Türkiye'nin Türk dünyasının, İslam dünyasının menfaatinin AK Parti politikalarıyla örtüştüğü kanaatindedir. Fakat bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsi girişimleriyle, onun şahsi fedakarlığıyla 2009 ölümçü katliamından sonra Doğu Türkistan'ı terk etmek zorunda kalan, 2012 yılında ülkelerinden kaçmak zorunda kalan ve Şanghai İşbirliği Örgütü'ne atılan imzalardan dolayı Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine kaçamayan Oraya sığınamayan Doğu Türkistanlılar Güneydoğu Asya'da Vietnam, Kamboçya, Tayland, Endonezya gibi Filipinler gibi Güneydoğu Asya ülkelerine kaçtılar Ve buraya kaçan Doğu Türkistanlılar da çıkış yolu bulamadılar O zaman biz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendiye Doğu Türkistanlıların Çin'in Doğu Türkistan'daki katliamlarından dolayı hayatlarını kurtarabilmek, canlarını kurtarabilmek, namuslarını kurtarabilmek için Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine kaçma imkanı olmadığından dolayı Güneydoğu Asya ülkelerine kaçtıklarına ve bunların Türkiye'ye sağ salim getirilmezse Çin'e iade edilmeleri durumunda Çin'e iade edilenlerin idam başta müebbet hapis cezası alabileceğini bunların hukuksuzca yargısız infazla sözde halk mahkemelerinde ağır cezaları açıaptırılabileceğini ve bu vebalin ağır olduğunu, bunlara yardım edilmesi gerektiğini ben bizzati o zaman başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'la görüşerek kendilerine arz ettim. Ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Malezya Başbakanı Recep Abdurrazzak'la görüşerek bu işe çözüm üretilmesi noktasında irade beyan etti ve bu konuda adımlar atıldı. Ben de daha sonra arkadaşlarımla birlikte Malezya, Tayland, Endonezya, Filipinler, Kamboçya, Bu coğrafyalara birkaç defa giderek yaklaşık 10-12 bin Doğu Türkistanlı'nın sağ salim Türkiye'ye gelmesini, bunlar sivil, kadın, erkek, çoluk çocuk, masum, Çin'in katliamlarından kaçan göçmenler, bülteciler, refugiler bunları Türkiye'ye getirdik. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Türkistan davasında tarihi bir hizmeti çok riskli bir hizmeti belki kendisini Uluslararası alanında sıkıntıya sokabilme riski olan bir görevi yerine getirdi. Allah kendisinden razı olsun ve bugün Doğu Türkistanlılar o Çin'in zulmünden sürek avından ve katliamlarından kaçan Doğu Türkistanlılar sağ salim kurtuldular ve bugün onlar insan gibi yaşamayı Onlar özgürce yaşamayı hak eden insanlardı ve bugün de o şekilde yaşıyorlar. Bu açıdan bunu söyleyebilirim ama AK Parti için de şu anda aktif olarak benim bildiğim kadarıyla hiçbir Doğu Türkistanlı sözümün başında da belirttiğim gibi AK Parti'ye belki şahsen partiye üye olabilenler vardır ama milletvekili belediye başkanı ya da şehirlerde meclis üyesi, bakan gibi bu düzeyde Doğu Türkistan'da maalesef Uygur Türkleri yoktur. Bu bir eksikliktir, bu bir boşluktur. Bunun mutlaka ve mutlaka tanzim edilmesi, doldurulması Ve bunun güçlü bir şekilde dillendirilmesi Türkiye'nin eline güçlü kılar. Türkiye, Doğu Türkistan meselesinde adil bir şekilde sahip çıkma imkanı ve kabiliyetine elbette erişir. Şimdi son yıllarda sorunuzun devamında iktidar partisinde Uygurlar'da bir yönelme, bir artış var mıdır sorunuza gelince?

Ben dediğim gibi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Doğu Türkistan meselesindeki samimiyetine zerre kadar şüphem yok. Bu konuda benim bilgim ve güvenim tamdır. Yani burada söyleyemeyeceğim, burada ifade edemeyeceğim birçok yaşanmış hikayeler vardır Doğu Türkistan'la ilgili. Bu konuda ben Sayın Cumhurbaşkanımızın samimiyetine sonuna kadar güveniyorum. Tabii bir devlet yönetmek kolay değil. Devleti yöneten kademelerde bazen aksaklıklar, bazen eksiklikler, bazen de sehven veya kasten yanlışlıkları olabiliyor. Bunu birkaç defa gördüm. Bunlardan bir tanesi bundan yaklaşık 28 sene kadar önce belki de daha fazla ya da daha az. Başbakan yardımcısı Veysel Kaynak'ın Reyna katili daişçi terörist olan Abdulkadir Maşarifov isimli kendisi aslen tacik ama Pakistan liberadan gelip İran üzerinden Türkiye'ye giriş yaparak burada yılbaşı gecesi Beşiktaş Gece kulübünde bir terör eylemiyle 36 kişiyi katletmesi elbette lanetlenecek asla ve asla kabul edemeyeceğimiz bir terör eylemidir. Yani bu insanlar ama üzülerek söylüyorum. Yani yılbaşı gecesinde eğlence yapar yapmaz o insanın kendi şahsi görüşüdür. Bizi hiç ilgilendirmez. O insanların katledilmesiyle birlikte maalesef Doğu Türkistanlar büyük bir itham ve iftiraya uğradı. Tekrar tekrar tekrar tekrar her birini tekzip etmemize rağmen. Bu. Abu Kadir Maşarraf isimli terörist. Uygur diye lanse edildi. Bu yakalanmadan önce 2-3 tane teröristin ya da işte şüphelinin fotoğrafları isimleri yayınlanarak her biri. Basınla paylaşılırken işte bu Uygur Doğu Türkistan'ını da işçi terörist diyerek bu ifade kullanıldı. Burada amaç neydi? Ne hedeflenmişti? Doğu Türkistanlıları zan altında bırakmak mıydı? Çin'le ilişkilerin gelişmesine kapımı aralamak mıydı? Ya da hedef şaşırtmak mıydı? Ya da Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak'a bu bilgileri kim verdi? Kim yönlendirdi? Kim informe etti? Bu yanlış bilgileri kim verdi? Bunların her birisi araştırılması gereken konular. Biz bu süreci çok yakın takip ettik. Hatta Hürriyet Gazetesi'nde o tarihte çıkan haberim hala durmakta. Hürriyet Gazetesi Türkiye'deki en yüksek tıraşlı saygın gazetelerden birisi. Biz orada tekzip ettik. Özür dilesin Başbakan Yardımcısı Beysi Kaynak bizi Çin'in nazarında terörist, dağ işçi olarak ifade ederek Çin'in Doğu Türkistan'daki katliamlarını meşrulaştırmaya çalışıyor ve Doğu Türkistanlıları terörist ithamıyla suçlayarak, iftira atarak Doğu Türkistanlıların diasporadaki, muhaciretteki, Türkiye'deki, Avrupa'daki, dünyanın her yerindeki Doğu Türkistanlıları yaşayamaz hale getiriyor ve Çin'e de bir pas atarak, bir koz vererek, fırsat vererek bütün Doğu Türkistan'daki haksız, hukuksuz ve uluslararası hukuka aygır katliamlarını da meşgulaştırmaktadır. Eğer belge bilgi varsa sayın kaynağın elinde Reyna katili Doğu Türkistan'ını Daeşçi terörist diyebilecek kadar belge bilgi varsa bunu açıklasın yoksa derhal özür dilesin. Değilse ben mahkemeye vereceğim diyerek açıklamada bulundum ve bunun üzerine iki gün sonra özür dileyerek bu sözünü geri aldı. Daha sonra da Abdülkadir Maşarruf yakalandı ve bizim bütün o sözlerimizin hepsi gerçek çıktı. Bizimle ilgili Uygurlarla ilgili söylenen atların hepsi de yalan ve iftira olarak belgelendi. İşte bunun gibi birkaç olay yaşadık. Bunları tekrar burada zikretmek istemiyorum. Ama devletteki bürokratların ya da siyasilerin şahsi hataları maalesef Doğu Türkistanları çok zor durumda bıraktı, ümitsizliğe sevk etti, Çin'e fırsat verdi.

Bu yüzden iktidar partisinde olan güvende zaman zaman dalgalanmalar yaşandı.

Siyasetin başında Doğu Türkistanlılar neredeyse %90-95 iktidar partisine destek verirken bugün o sayılar sürekli dalgalanma yaşadı. Ama yine şunu söyleyebilirim ki Doğu Türkistanlıların büyük bir çoğunluğu iktidar partisinin yanında yer almakta ve onlara güvenmektedir. Uygurlarla ilgili iktidar partisine katılarak siyasi karar alma veya politika oluşturma süreçlerinde yer almak ile muhalefet partisinden milletvekili olarak görev yapmak farklı siyasi etki imkanları sunmaktadır. Sizce Uygur toplumu açısından hangi siyasi katılım modeli daha etkili ve daha umut vericidir diye bir sorusu olmuş.

Hakim partiyaya qoşularaq siyasi qərarların və müzakirələrin formalaşmasında iştirak etmək ilə müxalifət partiyasından millət vəkili olmaq fərqli siyasi təsir imkanları yaradır. Sizcə, Uyğur icması üçün hansı siyasi iştirak modeli daha təsirli və perspektivlidir?

Beşinci soruda şimdi Türkiye'deki sistem başkanlık sistemi. Başkanlık sisteminde muhalefet partisinde siz yer almış olmanız hiçbir kazanım elde etmenize fırsat vermez. Bunu gördük, tecrübeyle gördük. Geçtiğimiz dönemlerde ben Seyit Tümtürk olarak yani Doğu Türkistan Milliyet Meclisi Başkanı olarak birçok partiden milletvekili hatta parti kuruluşunda kurucular listesinde yer almam için tekliflerde bulunuldu. milletvekilliği teklifinde bulunuldu. Ama ben bunu muhalefet partileriyle özellikle bunlarla birlikte hareket ettiğim zaman sanki Türkiye'de iktidar ve devlette karşı bir tavır almışım gibi algılanır ve Doğu Türkistan davası buradan zarar görür endişesiyle çok dikkatli yaklaştım. imtina ettim ve bu tekliflerin hiçbirine olumlu cevap vermedim. Bu teklifte bulunan arkadaşlar da bunu hatırlarlar. Siyasi yetkililer de bunu hatırlarlar. Ben de çok iyi hatırlıyorum. Ama şu sorunuzda İktidar Partisi'nden milletvekili olursanız mı daha fayda olursunuz yoksa Muhalefet Partisi'nden milletvekili olursanız mı daha fayda olursunuz sorunuza gelince elbette tabii ki İktidar Partisi gücün, erkin kullandığı mercidir. Halkın iradesini arkasına almış ve yetki elinde olan siyasi partidir. Eğer buradan ikisinden biri tercih edilmek durumunda kalınırsa ben elbette iktidar partisiyle birlikte hareket ederek Doğu Türkistan davasına daha fazla katkı sağlayabileceğim kanaatindeyim. Çünkü Doğu Türkistanlıların beşeri münasebetleri, insani münasebetleri, kişisel münasebetleri, sağlık sorunları, eğitim sorunları, onların ikamettiği, vatandaşlıktığı, onların çeşitli sorunlarının çözümü iktidar eliyle olmaktadır. Bugün İçişleri Bakanlığı olsun, Sağlık Bakanlığı olsun, Bayındırlık İsken Bakanlığı olsun, Çevre Şehircilik Bakanlığı olsun, yani bizi ve Doğu Türkistanlıları ve Türkiye'deki Doğu Türkistanları ilgilendiren bu bakanlıkların tamamı iktidar partisinin elinde. Ama size şunu net söyleyebilirim. Şimdi bana Seyit Tümtürk olarak iktidar ya da muhalefet partisinden teklif gelindiğinde milletvekili olmak ister misiniz denildiğinde önce vicdanımla, adalet duygumla ve Doğu Türkistan'a olan sorumluluğumla şunu sorarım kendime. Acaba milletvekili olursam muhalefet partisiyle ne kazanır dava, iktidar partisiyle milletvekili olursam ne kaybeder, ne kazanır? Hangisi daha doğrudur diye kendi kendime bunu sorgularım. Hiçbir zaman şunu yapmam. İktidar partisi. Çin'le ilişkilerinde bir argüman, bir aparat ya da bir aracı olarak beni kullanmak isterse. İktidar partisinin beni kullanmasına asla ve asla müsaade etmem. Burada ortak akılla Doğu Türkistanlıların Çin'in işgalindeki Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin, Müslüman kardeşlerimizin işgal ve solkırımdan dolayı uğradığı mağduriyetin giderilmesi, onların nefes alabilmesi için oluşturulacak fırsatların geliştirilmesi, Doğu Türkistan meselesinde temsilci olma noktasında Türkiye'nin elinin güçlendirilmesi konusunda iktidarın elinin güçlendirilmesi konusunda siyasi bir argüman olarak Çin'e karşı daha net daha açık ve dobra dobra konuşabilme ifade etme noktasında elbette biz bunu çek ederiz. Ama iktidar partisi bizim üzerimizden Doğu Türkistanları susturmak. Susmayı vererek susturmak ya da. Bir şekliyle Doğu Türkistanlıları memnun ederek Doğu Türkistan davasını sümen altı etmek onu gölgelemek niyeti taşırsa. Açık ve net söylüyorum. Asla ve asla iktidar partisinin den dahi olsa teklif ben o teklife evet demem. Ben ancak şu şartlarda milletvekilliği teklifi iktidar partisinden gelirse onu müzakere ederek şu şekilde kabul ederim. Derim ki hiçbir zaman hiçbir zaman Doğu Türkistanlıların menfaati siyasete kurban edilmeyecek. Benim kırmızı çizgim budur. Bir ikincisi elbette biz Doğu Türkistanlıların menfaatini birinci aşamada birinci derecede değerlendiririz. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk milletinin menfaatini de birinci aşama ve birinci derecede değerlendiririz. Çünkü biz Türkiye'nin menfaatini Doğu Türkistan'ın menfaatiyle eş güdümlü olarak görürüz. Birini birine kurban etmeyiz. Birbirinden vazgeçemeyiz. İkisi de bizim için eşittir, elzemdir, vazgeçilmezdir. Bu açıdan bu şekilde bir taahhüt verilirse,

yani biz sadece dünyadaki kısa ömrümüzde hesap vereceğimiz, milletimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirebileceğimiz ya da milletimizi memnun edebileceğimiz bir kıstas, bir çalışma biçimi ya da çalışma alanı değil, öldüğümüzde, ahirette de Cenab-ı Allah'a ve milletimize de huzur içinde doğru cevap verebileceğimiz, kalben mutmain olabileceğimiz, kendimiz de razı olabileceğimiz, milletimizin de razı olabileceği, Cenab-ı Allah'ın da razı olabileceği bir ortam oluşursa karşılıklı mutabakatla o zaman biz o milletvekilliğine evet deriz. Benim bu sorunuzla ilgili vereceğim cevap da budur.

Türkiyədə tanınmış və nüfuzlu Uyğur siyasi xadimlərindən AKP-yə qoşulan və ya hakim partiya ilə institusional əməkdaşlıq quran şəxslər varmı?

Şimdi ıTürkiye'deki Doğu Türkistanlıların siyasi platforma katıldığı ve özellikle beni sormuşsunuz. Seyit Tümtürk Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı'nın AK Parti'ye katıldığıyla ilgili ya da AK Parti'den siyasete katıldığıyla ilgili siyasete girdiğiyle ilgili böyle bir şey bana direkt olarak AK Parti'den AK Parti'nin siyasi yetkililerinden böyle bir teklif şu ana kadar gelmedi. İkinci, üçüncü şahıslardan son aylarda, son birkaç aydır birkaç kardeşimden bu tip bilgiler Ankara'dan Bana ulaştırıldı. Bunlar tabii ki sözüne güvendiğimiz, dürüstlüğüne güvendiğimiz kardeşlerimiz. Ankara'da böyle bir kulis haberi var. Sizin bu konudaki görüş ve düşünceleriniz nedir diye bana sordular. Hatta buraya kadar gelerek, Kayseri'ye kadar gelerek soran kardeşlerimiz oldu. Onlara verilen cevabım da şuydu. Benim direkt böyle bir bilgim yok. Ama ben de sizin gibi ikinci şahıslardan böyle bir kulisin, böyle bir haberin Ankara'da konuşulduğu bilgisini aldım. Hayır ola dedim yani zaman ne gösterir eğer Cenab-ı Hak bizim elimizle mazlum Doğu Türkistan halkına bir hizmet murad ediyorsa amennâ ve saddâknâ. Yok bu böyle bir iradede yoksa da biz yine aynı eskiden olduğu gibi davamızı devam ederiz. bedel ödeyerek davamızda istikrarlı bir şekilde sonuna kadar mücadelemizi sürdürürüz diye cevap verdim. Tabii ki bu 2027 yılı için söylenen sözler. İnşallah daha o zamana kadar süre var. Siyasette bir gün bile uzun bir süre. Eğer devletimiz elbette böyle bir takdirde böyle bir tasarrufta bulunursa da biz bu görevi şeref adlederiz ve bunu da ateşten bir gömlek olarak üzerimize alır bu emaneti. Hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Türk Milleti'nin hem de Doğu Türkistanlıların, Türk İslam aleminin menfaati için bütün gücümüzü, bütün varlığımızı inşallah bu konuda feda etmeye de hazır olduğumuzu beyan etmek isterim. Her şey nasip kısmet meselesi. Cenab-ı Allah'ın takdiri. Kimi vesile eder kimi vesile etmez.

Türk dünyasının inteqrasiyası dərinləşdikcə Uyğur türklərinin bu prosesdə siyasi subyekt kimi iştirak imkanları arta bilərmi? Türkiyənin Uyğur məsələsini gələcəkdə yalnız humanitar və insan hüquqları problemi kimi deyil, Türk dünyasının ümumi siyasi gündəminin bir hissəsi kimi nəzərdən keçirməsi nə dərəcədə realdır və burada Çin amili hansı rolu oynayacaq?

Şimdi tabii ki son sorunuzun cevabı şudur. Türk dünyasının entegrasyonu samimi, ciddi ve real anlamda olması gerektiği seviyeye geldiği andan itibaren Olmazsa olmaz, kaçamayacağımız sorumluluğumuz Doğu Türkistan meselesidir. Çünkü Doğu Türkistan, Çin selinin bir buçuk milyarlık bu Yecüc Mecüc olarak adlandırdığımız Çin afetinin, Çin belasının, Çin akınının batıya doğru Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Anadolu'ya kadar belki de batıya kadar bu işgalin engellenmesi için en doğal set Doğu Türkistan'dır. Bugün Doğu Türkistan'da tahminimize göre 35-40 milyon Müslüman Uygur Türkü vardır. Burayı eğer Çin işgal ettiği Doğu Türkistan'ı, 1950'li yıllarda, 1950'li-1955'li yıllarda Doğu Türkistan'ın ismini Xinjiang Uygur Uzak Bölgesi olarak değiştirmiş ve bunun gereğini yerine getirerek orayı asimle eder, yutar ve hazmederse sıra Kazakistan, Kırgızstan, Üzbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Rusya'nın diğer bölgeleri, Baltık ülkeleri, Doğu Avrupa'ya kadar, Anadolu'ya kadar gelir. Yani ben kehanete inanmam inançlarım gereği ama Nostradamus'un, Fransız kahin Nostradamus'un bir kehaneti var. Çin bir gün gelecek Anadolu topraklarına kadar sınırı ve nüfusu genişleyecek diyor. Yani bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Mantıklı düşünen, biraz feraset sahibi, ileri görüşlü bir insan bile bir buçuk milyarlık Çin'in dünya yüzü ölçümünün Neredeyse 15'te 1'ine sıkıştırılmış olması, bugün 1,5 milyarın dünya nüfusunun 4'te 5'te 1 olduğunu düşünürsek, Çin adına çok büyük bir haksızlık, çok büyük bir sıkışmışlık vardır. Yani fizikte bile difizyon diye bir kural, bir kanun vardır. Çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçiş. Çin mutlaka ve mutlaka patlayacak ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde kilometre kareye 4 kişinin yaşadığı ve Çin'in bu sınır bölgesinde kilometre kareye 150-200 kişinin yaşadığı bu insanlar mutlaka ve mutlaka batıya doğru Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine ve daha ileri bölgelere taşacaktır. Bunun engellenmesi için doğal set Doğu Türkistan'dır. Bu aklın yoludur. Doğu Türkistan'ın varlığının muhafaza edilmesi, Doğu Türkistan'ın desteklenmesi ve Doğu Türkistan'daki Çin soykırımının, katliamının durdurulması sadece Doğu Türkistan için bir insanlık görevi değil. Bizim sınırdaşımız, kardeşimiz, dindaşımız, soydaşımız olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere bütün ülkelerin Kendi sorumluluğudur. Kendi güvenlik sorumluluğudur. Bunun gereğinin yerine getirilmesi gerekir. Doğu Türkistan'lar bunun bedelini şimdiye kadar ödüyor. Bundan sonra da ödemeye devam edecektir. Ama yanın ayak, yarı çıplak ve yarı aç sahipsiz bu bedel nereye kadar ödenebilir? Bunu herkes takdir etmesi gerekir. İnşallah Çin'in sadece Doğu Türkistan'a tehdit olmaktan çıkıp bütün dünyaya tehdit olduğunu artık insanlık hissediyor. İnsanlık bunu yavaş yavaş farkına varıyor ve Doğu Türkistan meselesinde artık gerek Türk dünyasının gerek Rusya'nın gerek Batı'nın gerek Amerika'nın Çin'e karşı tedbir uygulama zamanı gelmekte. Çünkü Doğu Türkistan'ı bitirirse Allah korusun sıra yukarıda saydığım bu ülkelerin tamamına gelecek. Bakın ben 30 sene önce 40 sene önce Çin'e gittiğimde Rusya Çin'den her anlamda üstündü. Bugün Rusya Çin'e muhtaç hale geldi. 40 senede neler değişti? Bunu gözlemledim, bizzatı yaşadım ve buna şahit oldum. Bugün Rusya'nın en büyük destekçisi Çin'dir. Çünkü biliyor ki Rusya dağılırsa, Rusya Federasyonu dağılırsa ki dağılma sürecine girme ihtimali de yüksektir. Rusya tarihi bir hata yaparak Ukrayna batağına saplandı ve belki de 3 yıl 4 yıl önceki bu Ukrayna işgal girişimi ile birlikte tarih belki şunu yazacak Rusya Federasyonu da şu tarihten itibaren Ukrayna'ya işgal girişimi ile birlikte parçalanma sürecine girmiştir ve parçalanmıştır diyerek tarihe not düşecek. Sıra Çin'e gelecek. Sıra Çin'e gelecek. Trump'ın ve Amerika'nın birinci hedefinde Çin vardır. Zaman zaman Amerika bazı yetkililer ağzıyla bunu ağzından kaçırmakta. Çin buna göre tedbir almakta. Çin'in en büyük rakibi de Amerika'dır. Amerika'nın en büyük rakibi de Çin'dir. Bu mücadelede tabii ki ben Amerika'yı dünyada barışın, huzurun, istikrarın tek mümessili, lideri, sahibi diyemiyorum. Amerika'nın birçok hatası var. Özellikle Orta Doğu'daki politikalarının, İsrail'in yanlış politikaları, İsrail'in Amerika'yı esir alarak, Amerika'yı rehin alarak Yularından tutarak yanlışa sürüklediği uçurumun kenarına getirdiğini biz yıllardır söylüyoruz ve Amerika'da son aylarda özellikle İsrail politikalarının Amerika'yı dünyada itibarsızlaştırdığını, yalnızlaştırdığını ve zayıflattığını bunu görüyor ve o açıdan İsrail'in artık yalnızlaşma sürecine gireceğini çok açık ve net söylüyorum. İsrail'in yerine Türkiye'nin liderliğinde farklı bir misyonla Orta Doğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Orta Asya'da Türkiye'nin liderliğiyle NATO'nun daha güçlü bir konuma gelerek Çin'e karşı hazırlık aşamasına geçeceğini, geçen haftaki Ankara'daki görüşmelerin kapalı kapılar ardında mutlaka ve mutlaka Çin'in müzakere edildiğinin de farkındayım ve bunu tahmin ediyorum. Türk dünyası da buna göre hazırlıklı olmak zorunda. Benim şimdilik diyeceklerim bu. Çin, Türk dünyasında şimdi Türkiye'nin önderliğinde atılacak adımlar. Amerika'nın Türk dünyasına yönelik girişimlerinin önünü kesmek için aşağı yukarı 15-20 yıldır çok ciddi ekonomik, askeri, siyasi yatırımlar ve orada ilişkiler gelişti, bazı anlaşmalar yaptı. Bunlar uygulanmak da acaba Bu atılan adımların geri dönüşü mü olur mu? Amerika, Batı, Avrupa, NATO, Türkiye, Türk dünyası bu konuda artık geri dönüşü olmayan bir kayıp hanesinde, kaybedenler hanesinde mi olacak? Yoksa bu işi kotarma, bu işi kurtarma, bu işi tekrar menfaatimize dönüştürme şans ve imkanı var mıdır? Bence vardır. Aklın yolu bildir. Dünya Çin'e karşı birleşmek zorunda. Ben sadece batılı ülkeler demiyorum bakın açık ve net söylüyorum. Rusya için en büyük tehdit ne Amerika ne batıdır ne Ukrayna'dır Çin'dir. Ama şu anda batının yanlış politikalarının dolayı Rusya Çin'in kucağına düşmüş durumda. Hindistan hakeza öyle Japonya hakeza öyle. Aslında dünya tek hedef ve tek hasım tek düşman olarak Çin'i tespit edecek ve bunu ilan edecek.

geri kalan ülkelerin tamamı Çin'e karşı birleşecek. Yoksa kendi halkını sırf üniversite öğrencilerini demokrasi istediği için tartların paletleriyle Tiananmen meydanında bundan 30-40 sene önce katleden bir iktidar bir siyasi iktidar bir ideoloji başka milletlere hangi katliamları yapmaz hangi zulmü yapmaz bunu iyi analiz etmek bunu iyi incelemek gerekir. Çin köprüyü geçmeden Çin güçlenmeden bunun tedbir ve çareleri mutlaka icra edilmek zorunda. Eğer Çin güçlenirse hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Şu anda eğer alttan alıyorsa, sessiz kalıyorsa İran politikalarında Amerika'nın İran'a yapmış olduğu saldırılarda Çin, Venezuela'ya Amerika'nın yapmış olduğu saldırılarda Çin sessiz, sukut ve derinden bir sinsi plan icra ediyorsa Çin kendine yeter hale geldikten sonra hiç kimseyi dinlemeyecek ve dünyaya ejderhanın o azılı kan emeci dişini gösterecektir. Ondan önce dünyanın aklını başına alarak Çin'e karşı birleşerek tedbir alması gerekir. Doğu Türkistan meselesinde de Doğu Türkistanlıların kurtarılması, bağımsızlığı hem Doğu Türkistanlılar için insani vicdani bir görev hem de dünyanın diğer kalan ülkeler için de kendi güvenlikler için bir bariyerdir.

Bəxtiyar Səlimov/Turkustan.az


MANŞET XƏBƏRLƏRİ