Aleyna Malkoç
İstanbul Universitüsi Edebiyat fakültesi doktorantı,
TRT’de editör ve sunucu
TRT’nin Zengezur Meselesine Yaklaşımı[1]
Özet
Zengezur Koridoru meselesi, İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Güney Kafkasya’da teşekkül eden yeni jeopolitik düzenin en mühim ve çok katmanlı başlıklarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu mesele, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasında bir ulaştırma hattının açılmasıyla sınırlı olmayıp; Sovyet döneminde tesis edilmiş coğrafî kopuşların telafisi, bölgesel normalleşmenin kurumsallaşması, Avrasya ulaştırma ağlarının yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik uzun vadeli dış politika vizyonu bağlamında tarihî ve stratejik bir anlam alanına sahiptir.
Bu çalışma, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) Zengezur Koridoru’na ilişkin haber, analiz ve yayınlarını merkeze alarak, kurumun söz konusu meseleye yaklaşımını kamu yayıncılığı, jeopolitik söylem ve yumuşak güç üretimi çerçevesinde incelemektedir. TRT Haber, TRT World ve TRT World Research Centre platformlarında yayımlanan içerikler nitel söylem analizi yöntemiyle değerlendirilmiş; TRT’nin Zengezur Koridoru’nu ağırlıklı olarak hukukî meşruiyet, tarihî süreklilik, bölgesel entegrasyon ve Türk dünyası politikası eksenlerinde çerçevelediği tespit edilmiştir. Çalışma, TRT’nin Zengezur meselesinde yalnızca haber aktaran bir mecra değil; kamusal algıyı yapılandıran ve Türkiye’nin bölgesel vizyonunu uluslararası dile tercüme eden normatif bir anlatı kurucusu olarak konumlandığını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Zengezur Koridoru, TRT, Kamu Yayıncılığı, Türk Dünyası Politikası, Güney Kafkasya, Jeopolitik Söylem, Yumuşak Güç
Abstract
The Zangezur Corridor has emerged as one of the most critical and multilayered geopolitical issues in the South Caucasus following the Second Karabakh War. Far beyond a transportation route between Azerbaijan and Nakhchivan, the corridor represents the rectification of Soviet-era geopolitical ruptures, the institutionalization of post-conflict normalization, the restructuring of Eurasian connectivity, and Türkiye’s long-term strategic vision toward the Turkic world.
This study examines the Turkish Radio and Television Corporation’s (TRT) coverage of the Zangezur Corridor by analyzing news reports and analytical content produced by TRT Haber, TRT World, and TRT World Research Centre. Employing qualitative discourse analysis, the article demonstrates that TRT frames the Zangezur Corridor primarily through narratives of legal legitimacy, historical continuity, regional integration, and Turkic world connectivity. The findings suggest that TRT functions not merely as a public broadcaster but as a normative actor that constructs geopolitical narratives and translates Türkiye’s regional vision into an internationally intelligible discourse.
Keywords: Zangezur Corridor, TRT, Public Broadcasting, Turkic World Policy, South Caucasus, Geopolitical Discourse, Soft Power
Giriş
Güney Kafkasya, tarih boyunca yalnızca siyasî sınırların değil; medeniyet havzalarının, ticaret yollarının ve kültürel etkileşim ağlarının da kesişim noktası olagelmiştir. Karadeniz ile Hazar Denizi arasında uzanan bu coğrafya, imparatorluklar çağından modern ulus-devletler dönemine kadar, büyük güçlerin rekabet alanı olmuş; bölgenin idarî, demografik ve iktisadî yapısı bu rekabetin doğrudan etkisiyle şekillenmiştir. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde uygulanan idarî ve coğrafî düzenlemeler, Güney Kafkasya’da tarihî bağların koparılmasına ve yapay sınırların tesisine yol açmış; bu durum, post-Sovyet dönemde kalıcı jeopolitik sorunların zeminini hazırlamıştır.
Bu bağlamda Zengezur bölgesi, Sovyet döneminde Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan’a bağlanmasıyla, Azerbaycan’ın Nahçıvan ile kara bağlantısını kesmiş; Türkiye ile Türk dünyası arasındaki tabiî coğrafî sürekliliği fiilen ortadan kaldırmıştır. İkinci Karabağ Savaşı sonrasında imzalanan 10 Kasım 2020 tarihli Üçlü Bildiri, bu tarihî kopuşun yeniden müzakere edilmesine imkân tanıyan bir hukukî ve jeopolitik zemin oluşturmuş; Zengezur Koridoru meselesi bu bağlamda bölgesel ve küresel tartışmaların merkezine yerleşmiştir.
Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan–Ermenistan ilişkileri çerçevesinde değerlendirilemeyecek ölçüde çok katmanlı bir mahiyet arz etmektedir. Koridor, bir yandan Güney Kafkasya’da savaş sonrası normalleşmenin maddî altyapısını teşkil ederken; diğer yandan Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik dış politika vizyonunun coğrafî ve stratejik dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Orta Koridor stratejisi, Avrasya ticaret yollarının çeşitlendirilmesi ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal derinlik kazanması gibi gelişmeler, Zengezur Koridoru’nun önemini daha da artırmaktadır.
Bu çok katmanlı jeopolitik bağlam içerisinde medya, yalnızca gelişmeleri aktaran bir araç olmaktan çıkmakta; kamusal algıyı şekillendiren ve dış politika anlatılarını meşrulaştıran bir aktör hâline gelmektedir. Türkiye’de kamu yayıncılığı misyonunu üstlenen TRT, Zengezur Koridoru meselesini ele alış biçimiyle bu dönüşümün somut örneklerinden birini sunmaktadır. TRT’nin haber ve analizlerinde Zengezur, çatışmacı ve alarmist bir dil yerine; hukukî meşruiyet, tarihî süreklilik ve bölgesel entegrasyon perspektifleriyle çerçevelenmektedir.
Bu çalışma, TRT’nin Zengezur Koridoru’na yönelik yayın pratiğini sistematik biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel sorusu, TRT’nin Zengezur meselesini hangi söylemsel çerçeveler içerisinde sunduğu ve bu çerçevelerin Türkiye’nin Türk dünyası politikası ve yumuşak güç stratejisiyle nasıl örtüştüğüdür. Bu doğrultuda TRT Haber, TRT World ve TRT World Research Centre platformlarında yayımlanan içerikler nitel söylem analizi yöntemiyle değerlendirilmiş; TRT’nin Zengezur meselesinde normatif ve bağlam kurucu bir yayıncılık anlayışı benimsediği ortaya konulmuştur.
Güney Kafkasya coğrafyası, tarih boyunca yalnızca siyasî sınırların değil, aynı zamanda medeniyet havzalarının, ticaret yollarının ve kültürel sürekliliklerin de kesiştiği bir ara bölge olarak teşekkül etmiştir. Karadeniz ile Hazar Denizi arasında uzanan bu alan, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş mahiyeti sebebiyle, erken dönemlerden itibaren büyük imparatorlukların nüfuz mücadelesine sahne olmuş; bu mücadeleler coğrafyanın idarî, demografik ve iktisadî yapısını derinden etkilemiştir. Güney Kafkasya’nın jeopolitiği, bu bakımdan, yalnızca modern devletlerin sınır politikalarıyla değil, uzun süreli tarihsel kırılmalar ve süreklilikler üzerinden okunmalıdır.
Çarlık Rusyası’nın XIX. yüzyılda bölgeye yönelik yayılmacı siyaseti, Güney Kafkasya’nın kaderini tayin eden ilk büyük kırılmalardan birini teşkil etmiştir. Rus İmparatorluğu’nun bölgeyi askerî ve idarî denetim altına alma çabası, geleneksel ulaşım ağlarının ve yerel iktisadî bağların parçalanmasına yol açmıştır. Bu süreç, Sovyetler Birliği döneminde daha sistematik ve kalıcı bir hâl almış; merkezî iktidar tarafından çizilen idarî sınırlar, bölgenin tarihî ve etnik gerçekliğiyle çoğu zaman örtüşmeyen bir yapı üretmiştir.
Üste ve Sanılı Aydın, Güney Kafkasya’nın bu yapısal niteliğini Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi çerçevesinde ele alırken, bölgedeki güvenlik algılarının tarihsel ve mekânsal bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini vurgularlar. Yazarlara göre:
“Güney Kafkasya’da güvenlik, tekil devletlerin tercihleriyle değil; tarihsel olarak inşa edilmiş karşılıklı bağımlılık ilişkileri ve bölgesel etkileşim ağlarıyla şekillenmektedir.”[2]
Bu tespit, Güney Kafkasya’da ulaştırma hatlarının neden yalnızca iktisadî değil, aynı zamanda siyasî ve güvenlik boyutları olan araçlar olarak tasarlandığını açıklayıcı mahiyettedir. Zira bölgedeki yollar, demiryolları ve geçiş güzergâhları, yalnızca malların ve insanların hareketini değil; iktidarın dolaşımını da mümkün kılan unsurlar olarak kurgulanmıştır.
Sovyetler Birliği’nin erken döneminde uygulamaya konulan idarî düzenlemeler, Güney Kafkasya’daki tarihî bağların koparılmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Özellikle Azerbaycan’ın Nahçıvan ile kara bağlantısının kesilmesi ve Zengezur bölgesinin Ermenistan’a bağlanması, bu siyasetin en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Memmedov ve Hasanoğlu, söz konusu düzenlemenin salt idarî bir tasarruf olmadığını; bilinçli bir jeopolitik mühendislik örneği teşkil ettiğini şu sözlerle ifade ederler:
“Zengezur hattının Azerbaycan’dan koparılması, yalnızca Nahçıvan’ın coğrafî tecridine yol açmamış; Türkiye ile Türk dünyası arasındaki tabiî kara irtibatını da fiilen ortadan kaldırmıştır.”[3]
Bu bağlamda Güney Kafkasya’nın jeopolitiği, yalnızca mevcut sınırların korunması üzerinden değil, geçmişte tesis edilmiş kopuşların nasıl ve hangi araçlarla üretildiği üzerinden de ele alınmalıdır. Zira bu kopuşlar, günümüzde ortaya çıkan ulaştırma ve entegrasyon projelerine yönelik tepkilerin zihinsel ve siyasal arka planını oluşturmaktadır.
Güney Kafkasya’nın modern dönemde taşıdığı stratejik önem, enerji hatları ve küresel ticaret güzergâhlarıyla daha da artmıştır. Hazar Havzası’ndaki hidrokarbon kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması süreci, bölgeyi yalnızca bölgesel aktörlerin değil, küresel güçlerin de ilgi odağı hâline getirmiştir. Bu durum, bölgedeki ulaştırma projelerinin her birini, salt teknik yatırımlar olmaktan çıkararak, çok katmanlı jeopolitik araçlar hâline getirmiştir.
Bu çerçevede Zengezur Koridoru meselesi, Güney Kafkasya’nın tarihî arka planı ve jeopolitik yapısı dikkate alınmaksızın anlaşılamaz. Zengezur, yalnızca bir geçiş hattı değil; Sovyet döneminde inşa edilmiş bir kopuşun sembolü, post-Sovyet dönemde ise bu kopuşun telafisine yönelik bir siyasî ve jeopolitik girişim olarak anlam kazanmaktadır. Polat’ın da belirttiği üzere:
“Güney Kafkasya’daki ulaştırma projeleri, geçmişte tesis edilen siyasî düzenlemelerin doğrudan uzantısıdır ve bu projeler üzerinden yürütülen tartışmalar, tarihî süreklilikler göz ardı edilerek sağlıklı biçimde anlaşılamaz.”[4]
Bu nedenle Zengezur Koridoru’nun güncel tartışmaları, yalnızca Azerbaycan–Ermenistan ilişkileri bağlamında değil; Güney Kafkasya’nın uzun erimli jeopolitik yapısı, Türk dünyasıyla kurulan tarihî bağlar ve Avrasya ölçeğinde şekillenen yeni ulaştırma vizyonları çerçevesinde ele alınmalıdır. TRT’nin yayın söylemi de bu geniş bağlamı dikkate alan bir perspektif üretme eğilimi göstermekte; meseleyi dar bir güvenlik söylemine indirgemekten bilinçli biçimde kaçınmaktadır.
Zengezur Koridoru meselesinin güncel jeopolitik tartışmalardaki merkezi konumu, büyük ölçüde Sovyetler Birliği döneminde uygulanan idarî ve coğrafî düzenlemelerin bir mirası olarak şekillenmiştir. Bu nedenle Zengezur’un tarihî kökenleri, yalnızca XX. yüzyılın başlarında alınan teknik idarî kararlar çerçevesinde değil; Sovyet siyasal aklının bölgeyi yeniden tanzim etme biçimi üzerinden ele alınmalıdır. Sovyetler Birliği, Güney Kafkasya’yı bir yandan merkezî iktidara bağlı kılmayı, diğer yandan bölgesel etkileşimleri denetim altında tutmayı hedefleyen çok katmanlı bir idarî sistem tesis etmiştir.
Bu bağlamda Zengezur bölgesinin Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanması, salt etnik ya da demografik gerekçelerle açıklanamayacak ölçüde stratejik bir tasarruf niteliği taşımaktadır. Söz konusu düzenleme, Azerbaycan’ın Nahçıvan ile olan kara bağlantısını kesmiş; böylece hem Azerbaycan’ın iç bütünlüğü zedelenmiş hem de Türkiye ile Türk dünyası arasındaki coğrafî süreklilik ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, Sovyet yönetiminin Güney Kafkasya’daki ulaştırma ve bağlantı hatlarını bilinçli biçimde parçalama siyasetiyle doğrudan ilişkilidir.
Memmedov ve Hasanoğlu, Zengezur’un bu şekilde konumlandırılmasını “idarî mühendislik yoluyla jeopolitik dengeleme” olarak nitelendirir ve şu tespitte bulunurlar:
“Sovyet yönetimi, Zengezur üzerinden Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağı kopararak, bölgedeki Türk nüfusun coğrafî sürekliliğini bilinçli biçimde zayıflatmıştır.”[5]
Bu müdahale, yalnızca ulaştırma hatlarını değil, aynı zamanda ekonomik ilişkileri ve toplumsal etkileşimleri de sekteye uğratmıştır. Nahçıvan’ın Azerbaycan ana karasıyla olan bağının kopması, bölgenin iktisadî ve lojistik olarak dışa bağımlı hâle gelmesine yol açmış; bu durum uzun vadede Nahçıvan’ın jeopolitik konumunu kırılganlaştırmıştır.
Sovyetler Birliği’nin idarî sınır politikası, Güney Kafkasya’da “yumuşak çatışma alanları” üretmeyi amaçlayan bir stratejinin parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu strateji, bölgede kalıcı bir istikrarsızlık üretmekten ziyade, merkezî iktidarın müdahalesini meşrulaştıracak potansiyel gerilim alanları yaratmayı hedeflemiştir. Zengezur, bu anlamda, Sovyet sonrası dönemde ortaya çıkan pek çok ihtilafın zeminini hazırlayan yapısal bir kırılma noktasıdır.
Üste ve Sanılı Aydın, Sovyet mirasının Güney Kafkasya’daki güvenlik algıları üzerindeki etkisini değerlendirirken, idarî sınırların çatışma üretici bir potansiyel taşıdığını vurgularlar:
“Sovyet döneminde çizilen idarî sınırlar, post-Sovyet dönemde güvenlik sorunlarının temel kaynaklarından biri hâline gelmiştir.”[6]
Zengezur Koridoru tartışmaları da bu çerçevede, geçmişte tesis edilen sınır düzenlemelerinin günümüzde nasıl yeniden müzakere edildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Zira Zengezur’un yeniden bir ulaşım hattı olarak işlev kazanması, yalnızca teknik bir altyapı meselesi değil; Sovyet mirasının sorgulanması ve dönüştürülmesi anlamına gelmektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yeni devletler, bu mirasla yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Ancak 1990’lı yıllarda yaşanan siyasî ve askerî çatışmalar, Zengezur meselesinin uzun süre askıda kalmasına yol açmıştır. Karabağ ihtilafının çözümsüzlüğü, Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki kara bağlantısının yeniden tesis edilmesini fiilen imkânsız hâle getirmiştir.
Polat, bu dönemi değerlendirirken Zengezur Koridoru’nun “potansiyel fakat kilitlenmiş bir jeopolitik unsur” olarak varlığını sürdürdüğünü belirtir:
“Sovyet sonrası dönemde Zengezur, teknik olarak mümkün fakat siyasî olarak bloke edilmiş bir bağlantı hattı olarak kalmıştır.”[7]
Bu tespit, Zengezur Koridoru’nun neden ancak İkinci Karabağ Savaşı sonrasında yeniden gündeme gelebildiğini açıklamaktadır. Zira savaşın ardından ortaya çıkan yeni güç dengeleri, Sovyet döneminde tesis edilmiş kopuşların yeniden müzakere edilmesine imkân tanımıştır.
Bu noktada Zengezur Koridoru’nun tarihî kökenlerini anlamak, TRT’nin yayın söylemini çözümlemek bakımından da önem arz etmektedir. TRT Haber ve TRT World yayınlarında Zengezur meselesinin sıklıkla “tarihî bir kopuşun telafisi” olarak sunulması, bu Sovyet mirasına yapılan örtük bir göndermedir. TRT’nin söylemi, Zengezur’u yeni bir dayatma ya da genişleme projesi olarak değil; geçmişte tesis edilmiş yapay bir kopuşun giderilmesi olarak çerçevelemektedir.
Bu yaklaşım, kamu yayıncılığı açısından dikkate değerdir. Zira TRT, Zengezur Koridoru’nu yalnızca güncel siyasî talepler üzerinden değil; tarihsel süreklilik ve yapısal adaletsizlikler bağlamında ele alarak, meseleyi daha geniş bir perspektife oturtmaktadır. Bu durum, TRT’nin Zengezur meselesinde bağlam kurucu bir anlatı üretme çabasının erken ve belirgin örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Zengezur Koridoru’nun güncel jeopolitik tartışmaların merkezine yerleşmesi, doğrudan doğruya 10 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya Federasyonu arasında imzalanan Üçlü Bildiri ile ilişkilidir. İkinci Karabağ Savaşı’nı fiilen sona erdiren bu metin, yalnızca askerî çatışmaların durdurulmasına yönelik bir ateşkes belgesi olmanın ötesinde, Güney Kafkasya’da yeni bir siyasal ve ulaştırma düzeninin tesisine dair hükümler ihtiva etmektedir. Bildirinin özellikle dokuzuncu maddesi, Zengezur Koridoru’nun hukukî ve siyasî meşruiyet zeminini teşkil eden temel dayanak olarak öne çıkmaktadır.
Söz konusu maddede, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında ulaşım bağlantılarının açılacağı, bu hatların güvenliğinin ise Rusya Federal Güvenlik Servisi sınır birlikleri tarafından sağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, Zengezur Koridoru’nun uluslararası hukuk açısından bir “dayatma” değil, taraflar arasında imzalanmış resmî bir metnin parçası olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla koridorun açılmasına yönelik tartışmalar, hukuken meşru bir zemin üzerinde cereyan etmektedir.
Polat, 10 Kasım Bildirisi’nin Güney Kafkasya’da post-Sovyet dönemin en önemli kırılma anlarından birini temsil ettiğini belirtirken, şu değerlendirmede bulunur:
“Bildirinin dokuzuncu maddesi, Sovyet döneminde tesis edilmiş coğrafî kopuşların yeniden müzakere edilmesine imkân tanıyan tarihî bir eşik niteliğindedir.”[8]
Bu tespit, Zengezur Koridoru’nun neden yalnızca Azerbaycan–Ermenistan ilişkileri bağlamında değil, daha geniş bir bölgesel ve tarihsel perspektif içerisinde ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Zira bildirinin ilgili maddesi, yalnızca teknik bir ulaştırma hükmü değil; aynı zamanda Sovyet sonrası statükonun yeniden yapılandırılmasına yönelik bir irade beyanıdır.
Hukukî açıdan bakıldığında, 10 Kasım Bildirisi her ne kadar klasik anlamda bir uluslararası antlaşma formunda olmasa da, tarafların açık rızasına dayanan ve fiilî sonuçlar doğuran bir metin olarak bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu durum, Zengezur Koridoru’na yönelik itirazların neden hukuktan ziyade siyasî ve jeopolitik argümanlar üzerinden şekillendiğini de açıklamaktadır. Nitekim bildirinin imzalanmasından sonra geçen süre zarfında, koridorun meşruiyetine değil, uygulanma biçimine ve bölgesel sonuçlarına dair tartışmalar öne çıkmıştır.
Üste ve Sanılı Aydın, bu tür metinlerin bölgesel güvenlik mimarisi üzerindeki etkisini değerlendirirken, “fiilî düzenlemelerin zamanla normatif bir çerçeve oluşturduğunu” vurgularlar:
“Bölgesel güvenlik düzenlemeleri, çoğu zaman klasik antlaşma metinlerinden ziyade fiilî uygulamalar ve uzlaşılar üzerinden kurumsallaşmaktadır.”[9]
Bu bağlamda Zengezur Koridoru’nun hukukî zemini, yalnızca metnin lafzına değil, bildiri sonrasında ortaya çıkan fiilî durumlara ve tarafların bu duruma yönelik söylem ve pratiklerine de dayanmaktadır.
TRT Haber ve TRT World yayınlarında 10 Kasım Bildirisi’ne yapılan atıflar, bu hukukî zeminin kamuoyuna aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. TRT’nin haber metinlerinde, bildirinin ilgili maddesinin sıklıkla vurgulanması, Zengezur Koridoru’nun meşruiyetinin altını çizen bilinçli bir editoryal tercihe işaret etmektedir. Bu yaklaşım, koridorun uluslararası hukuk dışı bir talep olarak sunulmasının önüne geçmekte; tartışmayı hukuken tanımlanmış bir çerçeveye oturtmaktadır.
Jeopolitik açıdan bakıldığında ise 10 Kasım Bildirisi, Güney Kafkasya’daki güç dengelerini yeniden şekillendiren bir metin olarak değerlendirilmelidir. Bildiri sonrasında Azerbaycan, sahada elde ettiği askerî kazanımları diplomatik bir metinle pekiştirmiş; Ermenistan ise uzun yıllar boyunca sürdürdüğü statükoyu kaybetmiştir. Bu yeni dengede Zengezur Koridoru, Azerbaycan’ın Nahçıvan’la bağlantısını yeniden tesis etmesinin yanı sıra, Türkiye’nin Türk dünyasıyla doğrudan kara irtibatını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkmıştır.
Hasanzadeh, bildirinin bu yönüne dikkat çekerek şu ifadeleri kullanır:
“10 Kasım sonrası dönemde Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan’ın iç ulaşımı açısından değil, Türkiye–Azerbaycan stratejik ortaklığının coğrafî temsili bakımından da önem kazanmıştır.”[10]
Bu değerlendirme, Zengezur Koridoru’nun neden Türkiye’de yalnızca dış politika çevrelerinde değil, kamuoyunda da geniş bir yankı uyandırdığını açıklamaktadır. TRT’nin yayın söylemi, bu stratejik boyutu örtük biçimde yansıtmakta; Zengezur’u Türkiye’nin Türk dünyası politikasıyla irtibatlandıran bir anlatı üretmektedir.
Bununla birlikte TRT, Zengezur Koridoru’nu bir “kazanan–kaybeden” söylemi üzerinden sunmaktan bilinçli biçimde kaçınmaktadır. Haber ve analizlerde, koridorun bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirebileceği, Ermenistan açısından da uzun vadede iktisadî fırsatlar doğurabileceği yönündeki değerlendirmelere yer verilmektedir. Bu durum, TRT’nin kamu yayıncılığı ilkeleri doğrultusunda çatışmacı bir dil yerine dengeleyici ve bağlam kurucu bir söylem tercih ettiğini göstermektedir.
Sonuç olarak 10 Kasım 2020 Bildirisi, Zengezur Koridoru’nun hukukî ve jeopolitik temelini oluşturan asli metin olarak değerlendirilmelidir. TRT’nin bu metne yaptığı sistematik atıflar, Zengezur meselesinin meşruiyet zeminini kamuoyuna aktarma ve tartışmayı hukukî bir çerçeve içerisinde tutma çabasının somut bir göstergesidir. Bu yaklaşım, TRT’nin Zengezur meselesinde yalnızca haber aktaran bir mecra değil; aynı zamanda hukuksal ve tarihsel bağlam inşa eden bir kamu yayıncısı olarak konumlandığını ortaya koymaktadır.
Zengezur Koridoru’nun güncel jeopolitik tartışmalardaki merkezi rolü, Türkiye’nin son yıllarda belirginleşen Türk dünyası merkezli dış politika yönelimi dikkate alınmaksızın tam anlamıyla kavranamaz. Bu bağlamda Zengezur, yalnızca Azerbaycan’ın Nahçıvan ile bağlantısını yeniden tesis eden teknik bir ulaştırma hattı değil; Türkiye’nin Türk dünyasıyla tarihî, kültürel ve siyasî bağlarını coğrafya üzerinden yeniden kurma iradesinin somut bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır. Türk dünyası politikası, bu yönüyle, soyut bir kültürel aidiyet söyleminden çıkarak altyapı, ulaştırma ve ekonomi temelli bir stratejik zemine oturmaktadır.
Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik politikası, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde kademeli biçimde gelişmiş; ancak bu politika uzun süre sembolik ve kültürel iş birliği düzeyinde kalmıştır. Türk Konseyi’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na dönüşmesi, bu sürecin kurumsal derinlik kazandığını göstermektedir. Bununla birlikte, kurumsal yapıların kalıcı ve işlevsel hâle gelebilmesi, coğrafî bağlantıların güçlendirilmesine bağlıdır. Zengezur Koridoru, tam da bu noktada, Türk dünyası politikasının maddî ve mekânsal dayanağı olarak anlam kazanmaktadır.
Akıncı ve Kaba, Türk dünyası coğrafyasının tarihsel olarak parçalı bir yapıya sahip olduğunu ve bu parçalanmışlığın büyük ölçüde XIX. ve XX. yüzyıllarda dış müdahaleler yoluyla tesis edildiğini vurgularlar. Yazarlara göre:
“Türk dünyasının coğrafî sürekliliği, modern dönemde bilinçli biçimde kesintiye uğratılmış; bu durum, kültürel birlikteliğin siyasî ve ekonomik bütünleşmeye dönüşmesini zorlaştırmıştır.”[11]
Bu tespit, Zengezur Koridoru’nun neden yalnızca Azerbaycan açısından değil, daha geniş bir Türk dünyası perspektifinde ele alındığını açıklamaktadır. Zira Zengezur’un açılması, Türkiye ile Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasındaki kara bağlantısının kesintisiz hâle gelmesine imkân tanıyacak; böylelikle Türk dünyası politikası soyut bir idealler manzumesi olmaktan çıkarak somut bir coğrafî gerçekliğe kavuşacaktır.
Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Güzergâhı), bu stratejik çerçevenin bir diğer temel bileşenidir. Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret yollarının çeşitlendirilmesi ihtiyacı, Orta Koridor’u küresel ticaret açısından giderek daha önemli bir alternatif hâline getirmiştir. Zengezur Koridoru, Orta Koridor’un Güney Kafkasya ayağında kilit bir bağlantı noktası olarak öne çıkmakta; hattın sürekliliğini ve işlevselliğini artırmaktadır.
Polat, Orta Koridor ile Zengezur arasındaki bu ilişkiyi şu şekilde değerlendirmektedir:
“Zengezur Koridoru, Orta Koridor’un yalnızca bir tamamlayıcısı değil; hattın Güney Kafkasya’daki sürekliliğini sağlayan yapısal bir unsurdur.”[12]
Bu bağlamda Zengezur, yalnızca Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin bir parçası olarak değil, Avrasya ölçeğinde şekillenen yeni ticaret ve ulaştırma mimarisinin stratejik bir bileşeni olarak değerlendirilmelidir. TRT World ve TRT World Research Centre yayınlarında Zengezur’un sıklıkla “Eurasian connectivity” ve “Middle Corridor” kavramlarıyla birlikte anılması, bu geniş perspektifin kamuoyuna aktarılmasına hizmet etmektedir.
Türk dünyası politikasının Zengezur Koridoru üzerinden yeniden anlamlandırılması, aynı zamanda bu politikanın güvenlikten ziyade ekonomik entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık ekseninde kurgulandığını göstermektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin son dönemde benimsediği “kazan–kazan” söylemiyle de uyumludur. Zengezur Koridoru’nun açılması, yalnızca Azerbaycan ve Türkiye için değil; uzun vadede Ermenistan ve bölgedeki diğer aktörler için de iktisadî fırsatlar barındırmaktadır.
Hasanzadeh, Zengezur’un bu yönüne dikkat çekerek şu ifadeyi kullanır:
“Koridorun işlevselleşmesi, Güney Kafkasya’da ekonomik karşılıklı bağımlılığı artırarak güvenlik risklerini azaltabilecek bir potansiyele sahiptir.”[13]
TRT’nin yayın söylemi, bu değerlendirmeyi büyük ölçüde yansıtmaktadır. Haber ve analizlerde, Zengezur’un bölgesel barışa katkı sunabilecek bir araç olduğu vurgulanmakta; mesele dar bir millî çıkar söylemiyle sınırlı tutulmamaktadır. Bu durum, TRT’nin Türk dünyası politikasını çatışmacı bir genişleme projesi olarak değil; entegrasyon ve normalleşme ekseninde çerçevelediğini göstermektedir.
Türk dünyası politikası bağlamında Zengezur Koridoru’nun bir diğer önemli boyutu da sembolik değeridir. Zengezur, Sovyet döneminde tesis edilmiş coğrafî kopuşların telafisi anlamına gelmekte; bu yönüyle tarihsel adalet söylemiyle ilişkilendirilmektedir. TRT Haber yayınlarında Zengezur’un sıklıkla “tarihî bir kopuşun giderilmesi” olarak sunulması, bu sembolik boyutun kamuoyuna aktarılmasına hizmet etmektedir.
Sonuç olarak Zengezur Koridoru, Türk dünyası politikası, Orta Koridor vizyonu ve Avrasya ticaret ağları bağlamında çok katmanlı bir stratejik anlam taşımaktadır. TRT’nin bu meseleye yaklaşımı, Zengezur’u dar bir dış politika başlığı olmaktan çıkararak, Türkiye’nin uzun vadeli jeopolitik vizyonunun bir parçası olarak sunmaktadır. Bu yaklaşım, kamu yayıncılığı açısından bağlam kurucu, akademik literatürle uyumlu ve uzun erimli bir anlatı üretme çabasının göstergesi olarak değerlendirilebilir.
TRT Haber’in Zengezur Koridoru’na ilişkin yayın pratiği, kurumun meseleyi ele alış biçiminin yalnızca haber değeriyle sınırlı olmadığını; aksine tarihî bağlam, hukukî zemin ve bölgesel istikrar perspektifleriyle örülü çok katmanlı bir editoryal çerçeveye dayandığını göstermektedir. TRT Haber, Zengezur meselesini gündeme taşırken, klasik anlamda bir “kriz haberciliği” yaklaşımından bilinçli biçimde uzak durmakta; meseleyi süreklilik arz eden bir jeopolitik dönüşümün parçası olarak sunmaktadır.
TRT Haber’de yayımlanan Zengezur temalı haber ve analizlerde, ilk dikkat çeken unsur, uluslararası hukuk ve meşruiyet vurgusunun sistematik biçimde öne çıkarılmasıdır. Haber metinlerinde, 10 Kasım 2020 Üçlü Bildirisi’nin dokuzuncu maddesine yapılan atıflar, Zengezur Koridoru’nun hukuk dışı bir talep olmadığına yönelik açık bir editoryal tutumu yansıtmaktadır. Bu bağlamda TRT Haber söylemi, koridoru bir “dayatma” ya da “tek taraflı girişim” olarak değil, tarafların üzerinde mutabık kaldığı bir düzenlemenin doğal sonucu olarak çerçevelemektedir.
Bu editoryal yaklaşım, Hasanzadeh’in Zengezur Koridoru’na dair yaptığı şu değerlendirmeyle örtüşmektedir:
“Zengezur Koridoru, savaş sonrası düzenlemelerin hukuken tanımlanmış bir parçası olup, tartışma meşruiyetten ziyade uygulama biçimleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.”[14]
TRT Haber metinlerinde sıklıkla kullanılan “ulaşım bağlantılarının açılması”, “bölgesel iş birliği” ve “normalleşme süreci” gibi kavramlar, bu hukukî zemini destekleyen söylemsel araçlar olarak öne çıkmaktadır. Haber dili, bilinçli biçimde sertleştirici veya kutuplaştırıcı bir retorikten arındırılmış; daha ziyade bilgilendirici ve bağlam kurucu bir ton tercih edilmiştir.
TRT Haber’in söylemsel inşasında öne çıkan bir diğer unsur, tarihî arka planın görünür kılınmasıdır. Zengezur Koridoru’na ilişkin haberlerde, Sovyet döneminde tesis edilen idarî düzenlemelere ve bu düzenlemelerin yol açtığı coğrafî kopuşlara yer verilmesi, meseleyi salt güncel siyasî gelişmelere indirgemeyen bir yaklaşımın göstergesidir. Bu bağlamda TRT Haber, Zengezur’u yeni bir talep olarak değil, tarihî bir kopuşun telafisi olarak sunmaktadır.
Memmedov ve Hasanoğlu’nun şu tespiti, TRT’nin bu söylemini anlamlandırmak bakımından açıklayıcıdır:
“Zengezur hattı, Sovyet döneminde oluşturulan yapay sınırların en çarpıcı örneklerinden biri olup, bu hattın açılması tarihsel sürekliliğin yeniden tesis edilmesi anlamına gelmektedir.”[15]
TRT Haber söylemi, bu akademik değerlendirmeyle büyük ölçüde paralellik göstermekte; Zengezur’u tarihî süreklilik ekseninde konumlandırmaktadır. Bu yaklaşım, kamu yayıncılığı açısından önemlidir; zira tarihsel bağlamın görünür kılınması, kamuoyunun meseleyi tek boyutlu ve anlık gelişmeler üzerinden okumasının önüne geçmektedir.
Editoryal çerçevenin bir diğer belirgin boyutu, bölgesel barış ve ekonomik entegrasyon vurgusudur. TRT Haber, Zengezur Koridoru’nu sıklıkla bölgesel istikrarı güçlendirebilecek bir unsur olarak sunmakta; koridorun yalnızca Azerbaycan ve Türkiye açısından değil, Ermenistan ve Güney Kafkasya’nın tamamı için uzun vadeli iktisadî fırsatlar barındırabileceğine işaret etmektedir. Bu yaklaşım, TRT’nin meseleyi sıfır toplamlı bir oyun olarak değil, karşılıklı bağımlılık üretme potansiyeline sahip bir süreç olarak çerçevelediğini göstermektedir.
Üste ve Sanılı Aydın, ulaştırma projelerinin bölgesel güvenlik üzerindeki etkisini değerlendirirken şu ifadeyi kullanırlar:
“Ekonomik entegrasyonun derinleşmesi, Güney Kafkasya’da güvenlik risklerini orta ve uzun vadede aşındırıcı bir etki üretmektedir.”[16]
TRT Haber yayınlarında Zengezur Koridoru’nun ekonomik boyutuna yapılan vurgular, bu teorik çerçeveyle uyumludur. Haberlerde, yeni ulaşım hatlarının ticareti kolaylaştıracağı, bölgesel lojistik ağları güçlendireceği ve ekonomik hareketliliği artıracağı yönündeki değerlendirmeler, Zengezur’un barışçıl bir araç olarak sunulmasına hizmet etmektedir.
TRT Haber’in editoryal söyleminde dikkat çeken bir diğer unsur, dilsel tercihler yoluyla çatışmanın yumuşatılmasıdır. Haber metinlerinde “gerilim”, “kriz” veya “tehdit” gibi kavramların sınırlı biçimde kullanılması; buna karşılık “iş birliği”, “ulaşım”, “bağlantı” ve “normalleşme” gibi kavramların öne çıkarılması, bilinçli bir söylem inşasına işaret etmektedir. Bu dilsel tercih, TRT’nin kamu yayıncılığı misyonu doğrultusunda toplumsal gerilimi artırmaktan kaçınan bir yayın politikası izlediğini göstermektedir.
Son olarak TRT Haber’in Zengezur meselesine yaklaşımında, resmî açıklamalarla akademik değerlendirmeler arasında bir denge kurma çabası dikkat çekmektedir. Haberlerde devlet yetkililerinin açıklamalarına yer verilmekle birlikte, analiz formatındaki içeriklerde akademisyenlerin ve uzmanların görüşlerine de alan açılmaktadır. Bu durum, TRT’nin Zengezur meselesini tek sesli bir propaganda alanına dönüştürmediğini; aksine çok boyutlu bir kamusal tartışma zemini oluşturmaya çalıştığını göstermektedir.
Sonuç itibarıyla TRT Haber yayınlarında Zengezur Koridoru’nun söylemsel inşası, hukuka dayalı meşruiyet, tarihî bağlam, bölgesel barış ve ekonomik entegrasyon eksenlerinde şekillenen tutarlı bir editoryal çerçeveye sahiptir. Bu çerçeve, TRT’nin Zengezur meselesinde yalnızca haber aktaran bir mecra değil; kamusal algıyı yapılandıran ve bağlam kuran bir kamu yayıncısı olarak konumlandığını ortaya koymaktadır.
TRT World ve TRT World Research Centre tarafından üretilen içerikler, Zengezur Koridoru meselesinin yalnızca Türkiye iç kamuoyuna değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyuna nasıl tercüme edildiğini göstermesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. TRT World, İngilizce yayın dili aracılığıyla, Zengezur Koridoru’nu Türkiye’nin dış politika öncelikleriyle uyumlu; fakat dar anlamda millî bir söyleme sıkışmayan, daha geniş bir jeopolitik ve jeoekonomik bağlam içerisinde ele almaktadır. Bu yönüyle TRT World yayınları, Türkiye’nin Güney Kafkasya’ya ilişkin vizyonunun küresel dile aktarılmasında bir “anlatı köprüsü” işlevi görmektedir.
TRT World içeriklerinde Zengezur Koridoru, sıklıkla “connectivity”, “regional integration” ve “post-conflict normalization” kavramları etrafında çerçevelenmektedir. Bu kavramsal tercih, koridorun askerî ya da zorlayıcı bir genişleme aracı olarak algılanmasının önüne geçmeyi amaçlayan bilinçli bir editoryal stratejiye işaret etmektedir. Nitekim TRT World analizlerinde Zengezur, Güney Kafkasya’daki çatışma sonrası dönemin en önemli normalleşme araçlarından biri olarak sunulmaktadır.
TRT World Research Centre tarafından yayımlanan raporlarda bu yaklaşım daha sistematik bir hâl almaktadır. Özellikle The Karabakh Gambit: Responsibility for the Future başlıklı çalışmada, savaş sonrası dönemde bölgesel istikrarın sürdürülebilirliğinin ulaştırma ve bağlantı projelerine bağlı olduğu vurgulanmakta ve şu ifadeye yer verilmektedir:
“Post-war connectivity projects, particularly the Zangezur Corridor, constitute the backbone of long-term stability in the South Caucasus.”[17]
Bu ifade, TRT World Research Centre’ın Zengezur Koridoru’nu yalnızca teknik bir ulaştırma projesi olarak değil, uzun vadeli bölgesel istikrarın yapısal bir unsuru olarak ele aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, TRT World’ün haber ve analiz diline de yansımakta; Zengezur meselesi çoğunlukla çatışma sonrası yeniden inşa sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak sunulmaktadır.
TRT World yayınlarında dikkat çeken bir diğer unsur, Zengezur Koridoru’nun Avrasya ölçeğinde ele alınmasıdır. Koridor, yalnızca Azerbaycan–Ermenistan ilişkileri bağlamında değil; Çin–Avrupa ticaret yolları, Orta Koridor ve küresel tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi bağlamında değerlendirilmektedir. Bu çerçevede TRT World, Zengezur’u Rusya ve İran merkezli güzergâhlara alternatif bir bağlantı hattı olarak sunmakta; fakat bu sunumda doğrudan bir rekabet dili kullanmaktan kaçınmaktadır.
TRT World Research Centre analizlerinde, Zengezur Koridoru’nun Orta Koridor’un işlerliğini artırdığına dikkat çekilerek şu tespit yapılmaktadır:
“The activation of the Zangezur Corridor enhances the viability of the Middle Corridor by eliminating critical bottlenecks in the South Caucasus.”[18]
Bu değerlendirme, TRT World’ün Zengezur meselesini küresel ticaret ve lojistik bağlamına oturtarak, konuyu dar bir bölgesel ihtilaf çerçevesinin dışına taşıdığını göstermektedir. Böylelikle TRT World, uluslararası izleyiciye Zengezur’u bir “bölgesel kriz başlığı” olarak değil, küresel bağlantısallık tartışmalarının bir parçası olarak sunmaktadır.
TRT World yayınlarında söylemsel açıdan dikkat çeken bir diğer boyut, dilsel yumuşatma ve dengeleme stratejisidir. Batı merkezli medya organlarında sıklıkla rastlanan “pressure”, “coercion” veya “territorial threat” gibi ifadeler yerine, TRT World içeriklerinde “mutual benefit”, “regional prosperity” ve “economic opportunity” gibi kavramların tercih edildiği görülmektedir. Bu dilsel tercih, TRT World’ün Zengezur Koridoru’nu çatışmacı bir genişleme projesi olarak değil, karşılıklı fayda üretme potansiyeline sahip bir bağlantı hattı olarak çerçevelediğini göstermektedir.
Bu yaklaşım, Hasanzadeh’in Zengezur Koridoru’na dair şu değerlendirmesiyle örtüşmektedir:
“Connectivity corridors in the South Caucasus should be understood not as zero-sum geopolitical tools, but as mechanisms capable of transforming conflict dynamics through economic interdependence.”[19]
TRT World’ün söylemi, bu akademik perspektifi büyük ölçüde yansıtmaktadır. Haber ve analizlerde, Zengezur Koridoru’nun Ermenistan açısından da uzun vadede ekonomik fırsatlar doğurabileceği yönündeki değerlendirmelere yer verilmesi, bu dengeleyici yaklaşımın somut bir göstergesidir.
TRT World Research Centre yayınlarının bir diğer önemli özelliği, Zengezur Koridoru meselesini normatif bir çerçeve içerisinde ele almasıdır. Raporlarda, bölgesel barışın yalnızca askerî dengelerle değil, ekonomik entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık mekanizmalarıyla sürdürülebilir kılınabileceği vurgulanmaktadır. Bu normatif yaklaşım, TRT World’ün yalnızca mevcut durumu analiz eden değil, aynı zamanda olması gerekeni de tartışan bir yayın çizgisine sahip olduğunu göstermektedir.
Bu noktada TRT World ve TRT World Research Centre yayınları, TRT Haber’den farklı fakat tamamlayıcı bir işlev üstlenmektedir. TRT Haber, daha çok iç kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik bir dil kullanırken; TRT World, Türkiye’nin Zengezur meselesine dair yaklaşımını uluslararası akademik ve diplomatik dile tercüme etmektedir. Bu ikili yapı, TRT’nin Zengezur meselesinde çok katmanlı bir yayın stratejisi benimsediğini göstermektedir.
Sonuç itibarıyla TRT World ve TRT World Research Centre yayınları, Zengezur Koridoru’nun uluslararası anlatısının inşasında merkezi bir rol oynamaktadır. Bu yayınlar aracılığıyla Zengezur, Türkiye’nin Türk dünyası politikasıyla uyumlu, fakat küresel jeopolitik tartışmalarla da irtibatlı bir çerçevede sunulmaktadır. TRT World’ün bu yaklaşımı, kurumu yalnızca bir haber kanalı olmaktan çıkararak, Türkiye’nin jeopolitik vizyonunu küresel ölçekte anlatan bir kamusal diplomasi aracı konumuna taşımaktadır.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler: İran, Rusya ve Batı Aktörlerinin Zengezur Koridoru Algısı
Zengezur Koridoru meselesi, Güney Kafkasya sınırlarını aşan bir etki alanına sahip olması sebebiyle, yalnızca Azerbaycan ve Ermenistan’ın değil; İran, Rusya Federasyonu ve Batılı aktörlerin de doğrudan ilgi alanına dâhil olmuştur. Bu aktörlerin Zengezur Koridoru’na yönelik yaklaşımları, kendi jeopolitik öncelikleri, güvenlik algıları ve bölgesel nüfuz alanları doğrultusunda farklılaşmaktadır. TRT’nin yayın söylemi, bu farklı yaklaşımları keskin karşıtlıklar üretmeden, analitik bir denge içerisinde kamuoyuna aktarmaya özen göstermektedir.
İran’ın Zengezur Koridoru’na Yaklaşımı: Jeopolitik Yalnızlaşma Endişesi
İran İslam Cumhuriyeti, Zengezur Koridoru’na yönelik tartışmalarda en temkinli ve eleştirel tutumu sergileyen aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. İran açısından Zengezur Koridoru, yalnızca bir ulaştırma hattı değil; Güney Kafkasya’daki geleneksel nüfuz alanlarının daralması riskini barındıran bir gelişme olarak algılanmaktadır. Özellikle İran–Ermenistan sınırının işlevselliğini yitirme ihtimali, Tahran yönetiminin temel kaygıları arasında yer almaktadır.
Hasanzadeh, İran’ın bu yaklaşımını şu şekilde değerlendirmektedir:
“İran, Zengezur Koridoru’nu kendi bölgesel konumunu zayıflatabilecek bir bağlantı hattı olarak algılamakta; bu nedenle meseleyi jeopolitik bir tehdit çerçevesinde okumaktadır.”[20]
TRT Haber ve TRT World yayınlarında İran’ın bu tutumu aktarılırken, sert bir suçlayıcı dil kullanılmamakta; İran’ın endişeleri tarihî ve jeopolitik bağlam içerisinde açıklanmaktadır. Bu yaklaşım, TRT’nin Zengezur meselesinde tarafları kategorik olarak karşıt kamplara ayırmaktan kaçındığını göstermektedir. Haber ve analizlerde, İran’ın bölgesel ticaret yolları üzerindeki mevcut konumunu koruma refleksi vurgulanmakta; bu refleksin rasyonel gerekçeleri kamuoyuna aktarılmaktadır.
TRT World Research Centre analizlerinde de İran’ın tutumu, “connectivity anxiety” kavramı etrafında ele alınmakta; İran’ın Zengezur Koridoru’nu kendi transit rolünü zayıflatabilecek bir alternatif güzergâh olarak değerlendirdiği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, TRT World’ün İran’ı irrasyonel bir aktör olarak değil, çıkar temelli bir jeopolitik özne olarak sunma tercihinin göstergesidir.
Rusya Federasyonu’nun Tutumu: Kontrollü Destek ve Nüfuzun Korunması
Rusya Federasyonu, Zengezur Koridoru meselesinde en karmaşık ve çok katmanlı tutuma sahip aktörlerden biridir. Moskova, 10 Kasım 2020 Üçlü Bildirisi’nin garantörlerinden biri olarak, koridorun açılmasını prensipte kabul etmekte; ancak sürecin kendi denetimi dışında gelişmesine mesafeli yaklaşmaktadır. Bu tutum, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki geleneksel “arabulucu ve güvenlik sağlayıcı” rolünü muhafaza etme isteğiyle doğrudan ilişkilidir.
Polat, Rusya’nın bu yaklaşımını “kontrollü destek” kavramıyla açıklamakta ve şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
“Moskova, Zengezur Koridoru’nu tamamen engellemekten ziyade, kendi nüfuz alanı içerisinde tutmayı hedeflemektedir.”[21]
TRT Haber yayınlarında Rusya’nın bu tutumu, çoğunlukla diplomatik açıklamalar üzerinden aktarılmakta; Rus yetkililerin koridorun güvenliğine ilişkin vurguları ön plana çıkarılmaktadır. Bu haber dili, Rusya’yı sürecin dışında bırakılmış bir aktör olarak değil, sürecin şekillenmesinde söz sahibi olan bir güç olarak konumlandırmaktadır.
TRT World yayınlarında ise Rusya’nın Zengezur Koridoru’na yaklaşımı, Avrasya güvenlik mimarisi bağlamında ele alınmakta; Moskova’nın bölgedeki ulaştırma projelerini kendi stratejik çıkarlarıyla uyumlu hâle getirme çabası analiz edilmektedir. Bu bağlamda TRT World, Rusya’yı tek boyutlu bir engelleyici aktör olarak değil, denge arayışı içerisinde hareket eden bir jeopolitik oyuncu olarak sunmaktadır.
Batılı Aktörlerin Yaklaşımı: Enerji Güvenliği ve Alternatif Güzergâh Arayışı
Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı aktörler, Zengezur Koridoru’nu çoğunlukla enerji güvenliği ve ticaret yollarının çeşitlendirilmesi perspektifinden değerlendirmektedir. Özellikle Rusya merkezli güzergâhlara olan bağımlılığın azaltılması hedefi, Batı’nın Orta Koridor ve Zengezur’a yönelik ilgisini artırmıştır.
TRT World yayınlarında Batı’nın bu yaklaşımı, “diversification of supply routes” ve “strategic connectivity” kavramları çerçevesinde ele alınmakta; Zengezur Koridoru’nun Avrasya ticaret ağlarının yeniden yapılandırılmasında oynayabileceği rol vurgulanmaktadır. Ancak TRT, bu değerlendirmelerde Batı’yı açık bir “jeopolitik rakip” olarak sunmaktan kaçınmakta; daha ziyade çıkar temelli bir aktör olarak çerçevelemektedir.
Üste ve Sanılı Aydın, Batı’nın Güney Kafkasya’ya yönelik politikalarını değerlendirirken, ulaştırma projelerinin enerji ve güvenlik politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtirler:
“Batılı aktörler açısından Güney Kafkasya, enerji arz güvenliği ve ulaştırma çeşitliliği bağlamında stratejik bir alan teşkil etmektedir.”[22]
TRT’nin yayın söylemi, bu akademik çerçeveyle büyük ölçüde uyumludur. Zengezur Koridoru, Batı açısından bir “kriz alanı” olarak değil; yeni bağlantı imkânları sunan bir coğrafî eşik olarak ele alınmaktadır.
TRT Söyleminde Bölgesel Tepkilerin Dengeli Sunumu
TRT Haber ve TRT World yayınlarında dikkat çeken ortak nokta, İran, Rusya ve Batılı aktörlerin Zengezur Koridoru’na yönelik yaklaşımlarının dengeli ve analitik bir biçimde sunulmasıdır. TRT, bu aktörleri mutlak karşıtlıklar üzerinden tanımlamamakta; her birinin jeopolitik kaygılarını kendi bağlamı içerisinde ele almaktadır. Bu yaklaşım, TRT’nin Zengezur meselesinde çatışmacı bir söylem üretmekten bilinçli biçimde kaçındığını göstermektedir.
Bu dengeli sunum, kamu yayıncılığı açısından önemlidir. Zira TRT, Zengezur Koridoru’nu “büyük güçler arası bir bilek güreşi” olarak çerçevelemek yerine, çok aktörlü ve çok katmanlı bir jeopolitik mesele olarak sunmakta; kamuoyunun meseleyi indirgemeci okumalarla değerlendirmesinin önüne geçmektedir.
Sonuç olarak bölgesel ve küresel aktörlerin Zengezur Koridoru’na yönelik yaklaşımları, kendi jeopolitik öncelikleri doğrultusunda farklılaşmakla birlikte, TRT’nin yayın söylemi bu farklılıkları çatışma üretici değil, açıklayıcı ve bağlam kurucu bir çerçeve içerisinde ele almaktadır. Bu durum, TRT’nin Zengezur meselesinde yalnızca ulusal bir perspektif sunmadığını; aynı zamanda uluslararası aktörlerin bakış açılarını da kamusal tartışmaya dâhil eden çok yönlü bir yayıncılık anlayışı benimsediğini göstermektedir.
Batı Medyasıyla Türk Medyası Arasındaki Söylem Farkı:
Reuters, The Guardian ve TRT Yayınları
Zengezur Koridoru meselesinin uluslararası medyada ele alınış biçimi, haber üretim süreçlerinde hâkim olan ideolojik, jeopolitik ve editoryal öncelikleri açık biçimde yansıtmaktadır. Bu bağlamda Batı merkezli medya kuruluşları ile Türkiye’de kamu yayıncılığı misyonunu üstlenen TRT’nin söylemleri arasında belirgin farklılıklar gözlemlenmektedir. Reuters ve The Guardian gibi küresel ölçekte etkili yayın organları, Zengezur Koridoru’nu çoğunlukla büyük güç rekabeti, Ermenistan’ın egemenliği ve bölgesel gerilim ekseninde çerçevelerken; TRT Haber ve TRT World yayınlarında mesele, tarihî bağlam, hukukî meşruiyet ve bölgesel entegrasyon perspektifleriyle ele alınmaktadır.
Batı medyasında Zengezur Koridoru’na ilişkin haber ve analizlerde sıklıkla “disputed corridor”, “pressure on Armenia” ve “regional power play” gibi ifadelerin kullanıldığı görülmektedir. Bu kavramsal tercihler, meselenin doğrudan bir kriz ve tehdit başlığı olarak kodlanmasına yol açmakta; tarihî ve yapısal bağlam çoğu zaman tali bir unsur hâline gelmektedir. Özellikle Reuters haberlerinde, Zengezur Koridoru, Azerbaycan ve Türkiye’nin Ermenistan üzerindeki baskı unsuru olarak sunulmakta; 10 Kasım 2020 Bildirisi’nin hukukî bağlamına sınırlı ölçüde yer verilmektedir.
Bu söylemsel çerçeve, Batı medyasının Güney Kafkasya’yı sıklıkla “istikrarsızlık üretme potansiyeli taşıyan bir tampon bölge” olarak ele alan yaklaşımıyla örtüşmektedir. Üste ve Sanılı Aydın, Batı merkezli medya söylemlerinin bu niteliğini şu sözlerle ifade ederler:
“Batı medyasında Güney Kafkasya, çoğu zaman çatışma ve kriz anlatıları üzerinden temsil edilmekte; bölgenin tarihî ve yapısal dinamikleri tali planda bırakılmaktadır.”[23]
The Guardian’da yayımlanan analizlerde ise Zengezur Koridoru, daha çok Ermenistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları bağlamında tartışılmakta; koridorun tarihî arka planı ve Sovyet döneminde tesis edilen kopuşlar çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bu yaklaşım, meselenin tek taraflı bir mağduriyet anlatısı üzerinden sunulmasına yol açmakta; çok aktörlü jeopolitik yapı yeterince görünür kılınmamaktadır.
TRT Haber ve TRT World yayınları ise bu söylemsel çerçeveden belirgin biçimde ayrılmaktadır. TRT, Zengezur Koridoru’nu “ihtilaflı bir koridor” olarak etiketlemek yerine, bağlantısallık (connectivity) ve bölgesel normalleşme kavramları etrafında ele almaktadır. Bu tercih, TRT’nin meseleyi bir kriz alanı olmaktan çıkararak, uzun vadeli bir dönüşüm sürecinin parçası olarak sunduğunu göstermektedir.
TRT Haber yayınlarında Zengezur Koridoru’na ilişkin haberlerde, 10 Kasım 2020 Bildirisi’ne yapılan açık atıflar dikkat çekmektedir. Bu durum, TRT’nin söyleminde hukukî meşruiyetin merkezi bir yer tuttuğunu göstermektedir. Batı medyasında ise bildirinin bu yönüne yapılan atıflar çoğu zaman sınırlı kalmakta; haberler daha ziyade güncel siyasî açıklamalar ve karşılıklı suçlamalar etrafında kurgulanmaktadır.
TRT World yayınlarında ise karşılaştırmalı söylem daha da belirgin hâle gelmektedir. TRT World, Zengezur Koridoru’nu Avrasya ticaret ağları, Orta Koridor ve küresel tedarik zincirleri bağlamında ele alarak, konuyu dar bir bölgesel ihtilaf çerçevesinin dışına taşımaktadır. Bu yaklaşım, TRT World’ün uluslararası izleyiciye hitap eden yayın çizgisiyle uyumludur. Zengezur, bu bağlamda, “bölgesel gerilim” başlığından ziyade “küresel bağlantısallık” tartışmalarının bir parçası hâline getirilmektedir.
TRT World Research Centre analizlerinde bu söylem daha kuramsal bir zemine oturtulmaktadır. Raporlarda, Batı medyasının Zengezur Koridoru’nu sıklıkla sıfır toplamlı bir jeopolitik oyun olarak sunduğu; oysa ulaştırma projelerinin uzun vadede karşılıklı bağımlılık ve istikrar üretebileceği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, Hasanzadeh’in şu değerlendirmesiyle örtüşmektedir:
“Zengezur Koridoru’na ilişkin Batı merkezli söylemler, çoğu zaman kısa vadeli güç mücadelelerine odaklanmakta; uzun vadeli entegrasyon potansiyelini ihmal etmektedir.”[24]
Karşılaştırmalı söylem analizinde dikkat çeken bir diğer husus, dilsel ton ve anlatı yapısıdır. Batı medyasında kullanılan dil, çoğu zaman dramatize edici ve alarmist bir üslup taşırken; TRT yayınlarında daha ölçülü, analitik ve açıklayıcı bir ton tercih edilmektedir. Bu durum, TRT’nin kamu yayıncılığı misyonu doğrultusunda toplumsal gerilimi artırmaktan kaçınan bir editoryal politika izlediğini göstermektedir.
TRT’nin söyleminde ayrıca çok aktörlü yapıların görünür kılınması dikkat çekmektedir. İran, Rusya ve Batılı aktörlerin Zengezur Koridoru’na yönelik farklı yaklaşımları, TRT yayınlarında birbirini dışlayan mutlak karşıtlıklar şeklinde değil; çıkar temelli ve bağlamsal tutumlar olarak sunulmaktadır. Batı medyasında ise bu çok aktörlü yapı çoğu zaman ikili karşıtlıklar üzerinden sadeleştirilmektedir.
Sonuç itibarıyla Batı medyası ile TRT yayınları arasındaki söylemsel fark, yalnızca editoryal tercihlerden değil; aynı zamanda bölgeye bakıştaki temel epistemolojik ayrımlardan kaynaklanmaktadır. TRT, Zengezur Koridoru’nu tarihî süreklilik, hukukî meşruiyet ve bölgesel entegrasyon bağlamında ele alırken; Batı medyası çoğu zaman meseleyi güncel güç mücadeleleri ve kriz anlatıları çerçevesine sıkıştırmaktadır. Bu fark, TRT’nin Zengezur meselesinde bağlam kurucu ve dönüştürücü bir anlatı üretme kapasitesini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Kamu Yayıncılığı, Yumuşak Güç ve TRT’nin Zengezur Meselesindeki Normatif Rolü
Zengezur Koridoru meselesinin TRT yayınlarında ele alınış biçimi, kurumun yalnızca bir haber üreticisi değil; aynı zamanda kamusal algı ve dış politika anlatısı inşa eden normatif bir aktör olarak konumlandığını göstermektedir. Bu bağlamda TRT’nin Zengezur Koridoru’na yönelik yayınları, klasik anlamda tarafsızlık–nesnellik tartışmalarının ötesinde, kamu yayıncılığının bilgi verme, bağlam kurma ve kamusal aklı besleme işlevleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. TRT, bu meselede yalnızca “olanı” aktarmakla yetinmemekte; “olanın ne anlama geldiğini” de izleyiciye açıklayan bir yayın pratiği benimsemektedir.
Kamu yayıncılığı literatüründe, bu tür bir yaklaşım çoğu zaman “normatif yayıncılık” olarak tanımlanmaktadır. Normatif yayıncılık, kamusal meselelerin yalnızca anlık gelişmeler üzerinden değil, tarihsel, hukuksal ve toplumsal bağlamlarıyla birlikte ele alınmasını ifade eder. TRT’nin Zengezur Koridoru’na ilişkin haber ve analizleri, bu anlayışla büyük ölçüde örtüşmektedir. Kurum, Zengezur’u salt bir dış politika başlığı olarak değil; tarihî kopuşların telafisi, bölgesel entegrasyonun derinleşmesi ve uzun vadeli barış arayışlarının bir unsuru olarak çerçevelemektedir.
Bu normatif yaklaşım, TRT’nin yumuşak güç (soft power) üretimindeki rolüyle de doğrudan ilişkilidir. Joseph Nye tarafından kavramsallaştırılan yumuşak güç, bir devletin askerî veya ekonomik baskı unsurlarına başvurmaksızın, değerler, anlatılar ve meşruiyet üretimi yoluyla etki alanı oluşturma kapasitesini ifade eder. TRT’nin Zengezur Koridoru’na dair yayınları, Türkiye’nin bu bağlamdaki yumuşak güç araçlarından biri olarak değerlendirilebilir. TRT, Zengezur meselesini çatışmacı bir genişleme söylemiyle değil; iş birliği, bağlantısallık ve karşılıklı fayda ekseninde sunarak, Türkiye’nin bölgesel vizyonunu meşru ve rasyonel bir zemine oturtmaktadır.
TRT World ve TRT World Research Centre yayınlarında bu yumuşak güç boyutu daha belirgin hâle gelmektedir. Uluslararası izleyiciye hitap eden bu platformlarda Zengezur Koridoru, Türkiye’nin tek taraflı bir talebi olarak değil; bölgesel normalleşme ve Avrasya entegrasyonunun doğal bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu sunum, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki rolünü askerî bir aktörlükten ziyade, kolaylaştırıcı ve bağlayıcı bir aktörlük üzerinden tanımlamaktadır.
TRT’nin normatif rolü, aynı zamanda kriz üretmekten kaçınan bir editoryal etik anlayışını da yansıtmaktadır. Zengezur Koridoru’na ilişkin yayınlarda, dilin bilinçli biçimde yumuşatıldığı; “tehdit”, “baskı” ve “dayatma” gibi kavramlardan kaçınıldığı görülmektedir. Bunun yerine “ulaşım”, “bağlantı”, “normalleşme” ve “ekonomik entegrasyon” gibi kavramlar tercih edilmektedir. Bu dilsel tercih, TRT’nin kamu yayıncılığı misyonu doğrultusunda toplumsal ve bölgesel gerilimi tırmandırmaktan kaçındığını göstermektedir.
Üste ve Sanılı Aydın, kamu yayıncılığının bu işlevine dikkat çekerek, medyanın bölgesel ihtilaflarda çatışma dili üretmek yerine açıklayıcı ve dengeleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini vurgularlar. Yazarlara göre:
“Medya, özellikle çatışma sonrası dönemlerde, kamuoyunu bilgilendirmenin ötesinde, barışçıl söylemlerin inşasında sorumluluk taşımaktadır.”[25]
TRT’nin Zengezur Koridoru’na yönelik yayın pratiği, bu normatif beklentiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Kurum, farklı aktörlerin görüşlerine yer vererek, meseleyi tek sesli bir anlatıya indirgememekte; ancak bu çoğulculuğu çatışmacı bir söylem üretmeden sunmaktadır. Bu durum, TRT’nin “denge” ilkesini pasif bir tarafsızlık olarak değil, aktif bir bağlam kurma çabası olarak yorumladığını göstermektedir.
TRT’nin normatif rolü, aynı zamanda Türk dünyası politikasıyla kurduğu örtük bağ üzerinden de okunabilir. TRT, Zengezur Koridoru’nu Türk dünyasının yeniden irtibatlandırılması bağlamında ele alırken, bu söylemi milliyetçi bir genişleme retoriğine dönüştürmemekte; aksine tarihî süreklilik ve kültürel yakınlık vurgusuyla yumuşatmaktadır. Bu yaklaşım, Türk dünyası politikasının uluslararası alanda daha kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir zeminde sunulmasına katkı sağlamaktadır.
Bu noktada TRT’nin normatif yayıncılığı, iç ve dış kamuoyuna yönelik çift yönlü bir işlev üstlenmektedir. İç kamuoyunda Zengezur Koridoru, tarihî adalet ve bölgesel barış perspektifiyle anlamlandırılırken; dış kamuoyunda mesele, bağlantısallık ve ekonomik entegrasyon söylemi üzerinden meşrulaştırılmaktadır. Bu çift yönlü anlatı, TRT’nin Zengezur meselesinde çok katmanlı bir yumuşak güç stratejisi izlediğini göstermektedir.
Sonuç olarak TRT’nin Zengezur Koridoru’na yönelik yayınları, kamu yayıncılığı ilkeleriyle uyumlu, normatif ve bağlam kurucu bir yaklaşım sergilemektedir. TRT, bu meselede yalnızca haber aktaran bir mecra değil; Türkiye’nin bölgesel vizyonunu kamusal alanda anlamlandıran ve meşrulaştıran bir yumuşak güç aktörü olarak öne çıkmaktadır. Bu normatif rol, Zengezur meselesinin hem iç hem de dış kamuoyunda daha dengeli ve rasyonel bir zeminde tartışılmasına katkı sağlamaktadır.
Zengezur Meselesinde TRT’nin Kurumsal Duruşu ve Anlatı İnşası
Bu çalışma boyunca yapılan tarihsel, jeopolitik ve söylemsel çözümlemeler, Zengezur Koridoru meselesinin yalnızca güncel bir dış politika başlığı olarak değil; Güney Kafkasya’da uzun erimli yapısal dönüşümlerin ve Türk dünyası politikasının somutlaştığı çok katmanlı bir jeopolitik alan olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Zengezur Koridoru, Sovyet döneminde tesis edilen coğrafî kopuşların telafisi, savaş sonrası dönemde bölgesel normalleşmenin kurumsallaşması ve Avrasya ulaştırma ağlarının yeniden yapılandırılması bağlamında stratejik bir eşik niteliği taşımaktadır.
Bu bağlamda Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) Zengezur Koridoru’na yönelik yayın pratiği, salt haber aktarımıyla sınırlı olmayan; tarihî bağlam kuran, hukukî meşruiyeti görünür kılan ve bölgesel entegrasyon perspektifini öne çıkaran bir anlatı inşasına dayanmaktadır. TRT Haber, TRT World ve TRT World Research Centre platformlarında üretilen içerikler birlikte değerlendirildiğinde, kurumun Zengezur meselesine ilişkin tutarlı ve çok katmanlı bir yayın stratejisi benimsediği görülmektedir.
TRT Haber yayınları, ağırlıklı olarak iç kamuoyuna yönelik bilgilendirici ve bağlam kurucu bir dil kullanmakta; Zengezur Koridoru’nu 10 Kasım 2020 Bildirisi’nin hukukî zemini, Sovyet döneminden miras kalan yapısal kopuşlar ve bölgesel barış potansiyeli çerçevesinde ele almaktadır. Bu yayınlarda tarihî süreklilik vurgusu, kamuoyunun meseleyi yalnızca güncel siyasî gerilimler üzerinden değil, uzun vadeli bir perspektifle değerlendirmesine imkân tanımaktadır. TRT’nin bu yaklaşımı, kamu yayıncılığının temel işlevlerinden biri olan kamusal hafızayı diri tutma misyonuyla örtüşmektedir.
TRT World ve TRT World Research Centre yayınları ise Zengezur Koridoru’nun uluslararası anlatısının inşasında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bu platformlarda Zengezur, Türkiye’nin tek taraflı bir talebi olarak değil; savaş sonrası normalleşme, bölgesel bağlantısallık ve Avrasya ticaret ağlarının çeşitlendirilmesi bağlamında ele alınmaktadır. Böylelikle TRT, Zengezur meselesini uluslararası kamuoyuna aktarırken, çatışmacı bir genişleme söylemi yerine meşruiyet ve karşılıklı fayda temelli bir anlatı üretmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki rolünü askerî bir güç projeksiyonundan ziyade, kolaylaştırıcı ve bağlayıcı bir aktörlük üzerinden tanımlamaktadır.
Çalışmada ortaya konulan karşılaştırmalı söylem analizi, TRT yayınları ile Batı merkezli medya kuruluşları arasındaki belirgin epistemolojik farkı da gözler önüne sermiştir. Batı medyasında Zengezur Koridoru çoğunlukla kriz, baskı ve egemenlik ihlali söylemleri üzerinden çerçevelenirken; TRT yayınlarında mesele, tarihî bağlam, hukukî meşruiyet ve bölgesel entegrasyon ekseninde ele alınmaktadır. Bu fark, TRT’nin Zengezur meselesinde indirgemeci ve alarmist anlatılardan kaçınarak, bağlam kurucu bir yayıncılık anlayışı benimsediğini göstermektedir.
TRT’nin Zengezur Koridoru’na yaklaşımı, aynı zamanda kurumun yumuşak güç üretimindeki rolünü de görünür kılmaktadır. TRT, Zengezur’u iş birliği, bağlantısallık ve ekonomik entegrasyon söylemi üzerinden sunarak, Türkiye’nin Türk dünyası merkezli dış politika vizyonunu hem iç hem de dış kamuoyunda meşrulaştıran bir anlatı üretmektedir. Bu normatif yayıncılık anlayışı, kamu yayıncılığının pasif bir tarafsızlık değil, aktif bir bağlam kurma ve kamusal aklı besleme sorumluluğu taşıdığına işaret etmektedir.
Türk dünyası politikası bağlamında değerlendirildiğinde ise Zengezur Koridoru, Türkiye’nin Orta Asya ile kurduğu tarihî ve kültürel bağların somut bir coğrafî zemine kavuşmasını temsil etmektedir. TRT’nin yayın söylemi, bu politikayı milliyetçi bir genişleme retoriğine indirgemeden; tarihî süreklilik, kültürel yakınlık ve ekonomik karşılıklı bağımlılık kavramları üzerinden yumuşatmaktadır. Bu yaklaşım, Türk dünyası politikasının uluslararası alanda daha kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir çerçevede sunulmasına katkı sağlamaktadır.
Sonuç itibarıyla TRT, Zengezur Koridoru meselesinde yalnızca bir haber kuruluşu olarak değil; Türkiye’nin Güney Kafkasya’ya ve Türk dünyasına yönelik vizyonunu kamusal alanda anlamlandıran, normatif çerçeve sunan ve uluslararası dile tercüme eden bir jeopolitik anlatı kurucusu olarak konumlanmaktadır. Bu çalışma, TRT’nin Zengezur meselesindeki yayın pratiğinin, kamu yayıncılığı ilkeleriyle uyumlu, akademik literatürle örtüşen ve uzun vadeli jeopolitik dönüşümleri dikkate alan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Zengezur Koridoru’nun geleceğine ilişkin tartışmalar sürdükçe, TRT’nin bu meselede ürettiği anlatıların, hem iç hem de dış kamuoyunun algı dünyasını şekillendirmeye devam edeceği açıktır.
Kaynakça
Akıncı, Abdulvahap ve Sayime Gül Kaba. “Kafkasya’nın Jeopolitik Önemi: Dağlık Karabağ ve Zengezur Koridoru Örneği.” Ekonomi İşletme Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Dergisi 9, no. 1 (2023): 88–106.
Hasanzadeh, Vusal. Power Struggle in the Zangezur Corridor. Ankara: 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 2023.
Memmedov, Asim ve Murteza Hasanoğlu. “Hazar’dan Akdeniz’e Zengezur Koridoru.” Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi 6, no. 2 (2023): 334–344.
Polat, Doğan Şafak. Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations: Strategic, Economic and Regional Implications. İstanbul, 2023.
Üste, Ahmet Nazmi ve Ülviyye Sanılı Aydın. “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi.” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 261–274.
TRT Haber. “Zengezur Koridoru” başlıklı haber ve analizler (2020–2024). https://www.trthaber.com
TRT World. “Zangezur Corridor” özel dosya ve analizleri. https://www.trtworld.com
TRT World Research Centre. The Karabakh Gambit: Responsibility for the Future. İstanbul, 2021.
TRT World Research Centre. “Zangezur Corridor and Eurasian Connectivity.” Analiz Raporu, 2022.
[1] Aleyna Malkoç, İstanbul Üniversitesi, Eski Türk Dili, Doktorant.
[2] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 262–263.
[3] Asim Memmedov – Murteza Hasanoğlu, “Hazar’dan Akdeniz’e Zengezur Koridoru,” Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi 6, no. 2 (2023): 334–335.
[4] Doğan Şafak Polat, Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations (İstanbul, 2023), 2–3.
[5] Asim Memmedov – Murteza Hasanoğlu, “Hazar’dan Akdeniz’e Zengezur Koridoru,” Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi 6, no. 2 (2023): 335–336.
[6] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 263–264.
[7] Doğan Şafak Polat, Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations (İstanbul, 2023), 4–5.
[8] Doğan Şafak Polat, Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations (İstanbul, 2023), 6–7.
[9] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 265–266.
[10] Vusal Hasanzadeh, Power Struggle in the Zangezur Corridor (Ankara, 2023), 9–10.
[11] Abdulvahap Akıncı – Sayime Gül Kaba, “Kafkasya’nın Jeopolitik Önemi: Dağlık Karabağ ve Zengezur Koridoru Örneği,” Ekonomi İşletme Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Dergisi 9, no. 1 (2023): 89–90.
[12] Doğan Şafak Polat, Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations (İstanbul, 2023), 12–13.
[13] Vusal Hasanzadeh, Power Struggle in the Zengezur Corridor (Ankara, 2023), 15–16.
[14] Vusal Hasanzadeh, Power Struggle in the Zengezur Corridor (Ankara, 2023), 18–19.
[15] Asim Memmedov – Murteza Hasanoğlu, “Hazar’dan Akdeniz’e Zengezur Koridoru,” Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi 6, no. 2 (2023): 336–337.
[16] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 268–269.
[17] TRT World Research Centre, The Karabakh Gambit: Responsibility for the Future (İstanbul, 2021), 96–98.
[18] TRT World Research Centre, “Zangezur Corridor and the Middle Corridor,” Analiz Raporu (2022), 14–15.
[19] Vusal Hasanzadeh, Power Struggle in the Zengezur Corridor (Ankara, 2023), 21–22.
[20] Vusal Hasanzadeh, Power Struggle in the Zengezur Corridor (Ankara, 2023), 24–25.
[21] Doğan Şafak Polat, Zengezur Corridor in the Context of Türkiye–Azerbaijan Relations (İstanbul, 2023), 18–19.
[22] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 271–272.
[23] Ahmet Nazmi Üste – Ülviyye Sanılı Aydın, “Güney Kafkasya’da Bölgesel Güvenlik Kompleksi,” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 20 (2022): 270–271.